**"Şehir Hastaneleri: Sermaye Birikiminin Sağlıkta Kara Deliği"**

 

**"Şehir Hastaneleri: Sermaye Birikiminin Sağlıkta Kara Deliği"**


Gazetelere düşen bir haber ; 18 Şehir hastanesine 2025 yılının ilk 7 ayında 71 milyar TL ödendi. Bu para şirketlere kira hizmet bedeli olarak ödendi. Yani emekçiye, işçiye, emekliye, çiftçiye para yok denilen hazineden. 


Şimdi gelelim bu sömürünün temeline ve nasıl gerçekleştiğine. Kurulan bu yalan düzenin halkı nasıl süper hastaneler yaptık, otel gibi, beş yıldızlı kalite aldatmacasına. 


Kapitalizm hiçbir zaman durduğu yerde durmaz; sermaye her daim yeni birikim alanları bulmak, değer üretmeyen alanları bile değer zincirine dahil etmek zorundadır. 


Sağlık, Marx’ın deyimiyle “kâr için sınırsız genişleme”nin son büyük siperlerinden biridir. Türkiye’de “şehir hastaneleri” adıyla pazarlanan model, bu sürecin en çarpıcı örneği: Devletin mülkiyeti, kamunun bütçesi, halkın sağlığı , hepsi birer sermaye aktarım mekanizmasına dönüştürülmüştür.


Marx, devletin sermayenin “ortak komitesi” olduğunu söyler. Burada komitenin işi apaçık ortadadır:


* Arsayı bedava ver.


* Hazine garantili kredi bul.


* Hastane dolsun boşalsın fark etmez, gelir garantisi ver.


* Sonra bu binayı 25 yıl kirala.


* İçindeki her hizmeti özelleştir, tek tek satın al.


* Uyuşmazlık olursa Londra’daki tahkim hakemini çağır.


Devlet, halkın temsilcisi değil; sermayenin taşeronu haline getirilmiştir. Bu düzenekte devletin sırtındaki yük, doğrudan şirket kasasına akar.


Buradaki en ince sömürü mekanizması şudur:


Doktor, hemşire, teknisyen, memur ; devletin kadrolu çalışanı. Maaşlarını kamu öder.


Şirketin üstlendiği personel sadece temizlik, güvenlik gibi taşeron işçiler. Onlarda da düşük ücret, sendikasızlık, güvencesizlik hâkim.


Yani şirket, emeğin yeniden üretim maliyetine katılmadan, emeğin çıktısından kâr elde eder. Marx’ın artı-değer teorisinin günümüzdeki pratik karşılığı tam da budur: Şirketin cebine giren her lira, hem sağlık emekçisinin artı emeğinin hem de halkın vergilerinin iç içe geçmiş sömürüsüdür.


Kapitalizmin ideolojik aygıtları, burada da çalışır:


Tabelada ay-yıldız var, halk burayı “devlet hastanesi” sanır. Oysa fiilen devlet müşteri, şirket satıcıdır.


Bu, yanılsamanın en tehlikeli biçimi: Halkın kendi kurumuna duyduğu güven, sermayenin meşruiyetine tahvil edilir.


Marx’ın “meta fetişizmi” dediği şey, burada “hastane fetişizmi” olarak karşımıza çıkar. Beton kütleye, devasa kampüslere bakıp “işte devlet büyüklüğü” denir. Ama perde arkasında o bina, halkın değil sermayenin tapusundadır.


Şehir hastaneleri artık salt sağlık kurumu değil, yatırım aracıdır. Şirketler, ellerindeki 25 yıllık kira ve hizmet sözleşmelerini yatırım fonlarına devreder. Bu, Marx’ın “fiktif sermaye” dediği şeydir: Reel bir üretim sürecinden değil, gelecekteki garanti ödemelerden türeyen bir kâr beklentisi.


Sağlık böylece meta olmaktan çıkar; tahvile, hisseye, yatırım portföyü kalemine dönüşür. Halk için hastane olan şey, sermaye için finansal ürün halini alır.


Resmî söylem: “25 yıl sonunda bina devlete kalacak.”


Gerçek:


* Devlet aynı hastaneyi defalarca satın almış olacak.


* Bina teknik ömrünü doldurmuş, bakım yükü ağırlaşmış olacak.


* Sermaye 25 yıl boyunca sıfır riskle kârını tahsil etmiş olacak.


Yani devletin eline kalan, Marx’ın deyimiyle **“ölü emektir**: Tüketilmiş, eskimiş, değer üretemeyen beton yığını. 


Bu model, bütçeyi yutuyor. Sadece 2025’in ilk yedi ayında 71 milyar TL ödeme yapıldı. Bu parayla 78 yeni devlet hastanesi yapılabilirdi.


 Demek ki sermaye için açılan kapı, halk için kapanan kapıdır. Koruyucu sağlık hizmetleri, birinci basamak, aile hekimliği bütçeleri hep bu kara delikte eriyor.


Burada mesele sadece maliyet değil; sağlık hakkının metalaştırılmasıdır. Sağlık artık yurttaşın hakkı değil; sermayenin kâr kapısıdır.


Şehir hastaneleri, kapitalizmin Türkiye’deki en çıplak suretidir:


* Devletin sermaye adına yeniden işlevlendirilmesi


* Emeğin maliyetsiz sömürülmesi


* Halkın yanılsama yoluyla rızaya ikna edilmesi


* Sağlığın finansal metaya çevrilmesi


Marx’ın diliyle: “Devlet, sermayenin genel işlerini yürüten bir komitedir.”


Bugün o komite, halkın sağlığını sermayeye peşkeş çeken bir müteahhit ofisine dönüşmüştür.


Görevimiz bellidir: Bu modeli ifşa etmek, sağlığı sermayeden geri almak, kamunun eline iade etmektir. Sağlık, pazarın değil; toplumun, yurttaşın, emekçinin hakkıdır.


Bu sistemin her uygulaması işçi sınıfına, yoksul halklara cepheden saldırıdır. O zaman karşı durmak da sınıfsal olmalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**