**"Savaşın Haritası, Ticaretin Kıyısında Çizilir"**

 **"Savaşın Haritası, Ticaretin Kıyısında Çizilir"**


Günümüzün sıcak savaşlarının altında yatan sebeplerin neredeyse tamamı ekonomik rekabete, pazar arayışına, enerji hatlarını ve ticaret yollarını kontrol etme çabasına dayanıyor. 


Doğu ile Batı’nın; Kuzey’in gelişmiş kapitalist ülkeleriyle Güney’in kaynak zengini ama bağımlı ülkelerinin çatışması, modern çağın sınıfsal haritasını yeniden şekillendiriyor.


Bugüne kadar insanlığa savaş diye yutturulan pek çok yıkımın arkasında, sermayenin çıkarları yatıyordu. Din, mezhep, etnisite, vatan-millet söylemleri; egemenlerin kârını büyütmek için halklara giydirilmiş kamuflajdan ibaretti.


 Aynı madende çalışan işçiler, aynı sınıfsal sefaleti paylaşan yoksullar birbirlerine boğazlatıldı; patronlar, bankerler ve emperyal akıllar ise limanlardan paylarını aldı, demiryollarına gümüş kaplama döşedi.


Bugün ise sahne yeniden kuruluyor. “Yeşil ekonomi” adı altında kapitalizm, yeni birikim modeline geçiyor. Nadir elementler, lityum, kobalt gibi ‘temiz enerji’ hammaddeleri uğruna topraklar yeniden parselleniyor. 


Lojistik ağlar yeniden örülüyor, rotalar değişiyor, haritalar güncelleniyor. Çin'in Kuşak-Yol Projesi, ABD’nin Hint-Pasifik stratejisi, AB’nin Yeşil Mutabakatı, Rusya’nın Avrasya hedefi... Bunların hepsi aslında bir bölüşüm savaşının altyapı planları.


İşte bu yüzden Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan ile Nahçıvan’ı bağlayan bir yol değildir. Bu koridor, ABD'nin İran ve Rusya'yı bypass etme girişimidir. 


Çin'in Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan ekonomik kuşatmasının kesilme hamlesidir. Türkiye'nin, Çin-AB arasında taşeronlukla merkez olma hayalidir. Aynı zamanda bölgedeki halkların, köylülerin, işçilerin yaşam alanlarını, su kaynaklarını, çalışma biçimlerini doğrudan etkileyen bir sınıfsal hattır bu.


Ben bir süredir bu konularda yazmaya, okumaya çalışıyorum. Çünkü tarih yeniden aynı hileli zarlarla oynanıyor. Haritalar değişiyor ama kaybeden yine aynı: emeğiyle yaşayanlar. Bu yazı da o uğraşın bir parçası; sermayenin sessizce ördüğü hatların, savaşsız işgalin, koridorsuz demokrasinin, enerjiyle yakılan doğanın ifşasıdır.


Marksist teori bize şunu öğretir: Egemenlik yalnızca tankla, tüfekle kurulmaz. Bazen bir demiryolu hattı, bir liman anlaşması, bir serbest ticaret bölgesi; tanklardan daha yıkıcı olur. 


Çünkü o zaman düşman görünmez olur. Kapitalist sistem, kendini “ilerleme” ve “kalkınma” maskesiyle pazarlar. Ama ardında bıraktığı yoksulluk, iş cinayetleri, çevre felaketleri ve halkların mahkûm edildiği sefalet ortaktır.


Zengezur’dan Çin limanlarına, Gazze’den Ceyhan’a, Bakü’den Mersin’e kadar geçen her enerji hattında, bir ucu sınıfa, bir ucu sermayeye bağlı kablolar vardır.


Ve bu yüzden bu mesele sadece jeopolitik değil; doğrudan sınıfsaldır.


Yani mesele, hangi devletin geçiş üstünlüğü sağladığı değil; hangi sınıfın geçim imkânlarının gaspedildiğidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**