**"Özgürlük Maskesi ve Çıplak Gerçek"**
**"Özgürlük Maskesi ve Çıplak Gerçek"**
Bir kaç gündür Konya'da yaşanan bir Doktor'un hastasını reddetme olayını tartışıyor insanlar. Hem de kılık kıyafeti üzerinden. Muayene etmesi gereken bir hastayı inançlarıma aykırı giyiniyorsun diye muayene etmedi.
Haberlere konu olunca da sosyal medyada doktora destek sayfaları ve paylaşımları çoğaldı. Kısaca dünün mağdurları bugün gerçek yüzlerini ortaya çıkardı. Zaten son 15 yıldır iyice yüzlerini tanıma fırsatımız oldu.
Olay neydi, ne anlamamız lazım? Sorgulamamız gereken bu aslında. Konya’da bir doktor, muayeneye gelen bir kadına “kıyafetin açık, teşhirci seni muayene etmem” diyerek kapıyı gösterdi.
Aslında bu sadece bir doktorun hadsizliği değil. Bu olay, Türkiye’de İslamcı zihniyetin yıllar içinde geçirdiği dönüşümün en net işareti.
Bugün o doktora sosyal medyada destek kampanyaları açanların kim olduğuna bakınca, 28 Şubat sürecini hatırlamamak mümkün değil. O gün meydanlarda “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” diye bağıran, türbanlı öğrenciler üzerinden mağduriyet edebiyatı yapanların bir kısmı, bugün aynı özgürlükleri başkalarına çok görür hâle geldi.
28 Şubat’ta devletin baskıcı yasaklarına karşı yükseltilen türban mücadelesi, görünürde bir özgürlük mücadelesiydi. Oysa asıl hedef, İslamcı hareketin iktidara yürüyüşünü meşrulaştırmaktı.
İktidara gelene kadar demokrasi ve özgürlük dediler. İktidarı alınca demokrasiyi bir kenara attılar. Bugün bir kadını kıyafetinden ötürü aşağılayan tavır, işte bu iki yüzlülüğün sonucudur.
Bu süreçte yalnızca liberaller değil, sosyalist hareketin bir kısmı da baskıya karşı “insan hakları” adına bu mücadeleye destek verdi. Beyazıt Meydanı’nda türkülerin söylendiği, dayanışma gösterilerinin yapıldığı günleri hatırlıyoruz.
Ama asıl sorun şuydu: Bu destek, sınıfsal bir perspektifle değil, “özgürlükçülük” refleksiyle verildi. Oysa Marksizm’in bize öğrettiği çok açık: Özgürlük, ancak sınıf mücadelesiyle anlam kazanır.
Eğer özgürlük söylemi gerici bir ideolojik hareketin iktidar yolunu açıyorsa, o destek yanlış bir yola hizmet eder. Bugün yaşadığımız tam da bu.
Samimi dindar yurttaşlarımızı tenzih ederek söyleyelim: Bu ülkede asıl mesele inançlı insanların kıyafeti değil. Asıl mesele, dini siyasetin sopası hâline getiren İslamcı kadrolardır.
Onların özgürlük anlayışı, yalnızca kendi cemaatlerine özgürlük tanımak, geri kalan herkese baskı uygulamaktır.
Gerçek özgürlük ise, işçinin, emekçinin, kadının, gencin eşit olduğu; kimsenin kıyafetinden, inancından ötürü aşağılanmadığı; sömürünün ve yağmanın olmadığı bir düzende mümkündür.
28 Şubat’ta verilen desteklerin yarattığı sonuç ortadadır: Bugün ülkeyi yağmanın, baskının, gericiliğin bataklığına çeviren bir iktidar var. Konya’daki doktor olayı, bu sürecin küçük ama simgesel bir yansımasıdır.
Eğer gerçekten demokrasi, gerçekten özgürlük istiyorsak, bunun yolu İslamcılığa ya da herhangi bir gerici ideolojiye destek vermekten değil, sınıf mücadelesini büyütmekten geçer.
Bizler bu konuda yakın geçmişte verdiğimiz samimi desteğin samimi olmayan insanlar tarafından nasıl kullanıldığını gördük.
Eğer insanlara özgürlük vermek istiyorsak önce emeğin hakim olduğu bir ülke inşa etmeliyiz. İktidarın bir klikten başka bir kliğe geçtiği ve devletin onun baskı aracı haline geldiği düzen içi özgürlük taleplerini oturup onlarca kez düşünmemiz gerekiyor.
Bu yaşadıklarımız da ders olsun. Umarım özgürlükleri,demokrasiyi,insan haklarını savunacağız diye düzenin iki aparatı arasında bir daha tercih yapmayız .
Asıl adaletin nerede olduğunu göstermek, çözümü orada aramalıyız.
Yorumlar
Yorum Gönder