**"Kınadık, Daha da Sert Kınadık!"**

 **"Kınadık, Daha da Sert Kınadık!"**


Yandaş gazeteler büyük harflerle başlıklar atıyorlar; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan İsrail'i çok sert kınadı. Öyle bir hava yaratıyorlar ki sanki bir sabah ansızın İsrail semalarında yüzlerce uçakla İsrail vurulacak gibi. 


Ee bu işi iyi biliyorlar. Yıllardır aynı şeyi yapıyorlar çünkü. Ama kime? Suriyeli Kürtlere. Çünkü herkes vurabildiğine uçak kaldırıyor. Vuramadığına, ya da şöyle diyelim daha doğru olur bölgede ortaklık yaptığını sert şekilde kınıyor. 


Ama bunu içerde öyle bir satıyor ki mazlum halkların kurtarıcısı, demokrasi taşıyıcısı. Biz bunun ne anlama geldiğini biliyoruz. Türkiye burjuvazisine Suriye'de alan açmak. Otoyol, havaslanı, liman, inşaat işlerini almak. Yapılan protokoller zaten bunu gösteriyor. 


Peki buradan alkışlayan yoksullara ne düşüyor? Elbette her zamanki gibi yoksulluk. Neyse biz şu kınama konusuna dönelim yine. Neymiş kınamanın anlamı görelim.


 Devletlerin dilinde “kınama” aslında dostane bir uyarıdır. “Bak yaptığını yanlış buluyoruz” demektir, o kadar. Hukuku yok, yaptırımı yok. Ama bizde öyle değil. Bizde kınama, iç kamuoyuna oynanan bir tiyatro sahnesidir.


Manşetler atılır ; “Çok sert kınadı!” Biraz daha köpürtülür: “En sert kınama geldi!”


Sanki kınamanın serti, yumuşağı, kayısı kıvamında olanı var. Yahu neyi değiştiriyor? İsrail’in Suriye’deki saldırılarına, sivillere, işgallerine karşı tek yaptırımımız: “Kınadık.” aynı şey Filistin için de geçerli. Kınarız ama ticaret başka. Paranın akışı durmaz, duramaz. 


Ama işin gerçeği şu: Kınamanın en serti bile, kâğıt üstünde kalır. O kâğıt da çoğunlukla iç kamuoyunun gözünü boyamak için hazırlanır. Bakan kürsüde “çok sert kınıyoruz” der, halk da “bak işte bizimkiler dik durdu” diye avutulur. 


Oysa aynı bakan, yıllar yılı bu halkla alay edip, bugünkü karanlığın taşlarını döşeyenlerden biridir. Bir yanda İsrail’e karşı sözde sert kınamalar, öte yanda cihatçıları devlet protokolüyle ağırlamalar.


Hatırlayın, bir zamanlar Suriye’nin eli kanlı çeteleri, askerimizi yakan, kelle kesen, çocukları katleden adamlardan biri olan Colani ve temsilcileri “muhalifler” diye pazarlanmadı mı? 


Sonra daha geçen gün bu “muhaliflere” devlet töreni düzenlenmedi mi? Boy boy ekranlara çıkıp el sıkışmalar, alkışlar, nutuklar verilmedi mi?


Ve bu tablo, sadece bir dış politika tercihi değil; baştan aşağı İslamcı-gerici - sömürgeci bir politikanın ürünüdür. Halkın önüne “kınama” diye sahte bir perde çekip, arka sahnede islamcı gericilikle işbirliği yapmak.


Hele konu Kürtler olunca, bambaşka bir tiyatro sergilenir: “Bir sabah ansızın gelebiliriz.”

İsrail’e sadece “kınama,” ama Suriye’ye, Kürtlere, başka mazlum halklara karşı tehdit, savaş naraları.


Yani herkes dişi geçtiğine vurur. Çünkü her zaman bir düşman lazım gerektiğinde bombalayacağın, gerektiğinde kınayacağın. Çünkü bu talan ile bu ekonomi ile içerde ayakta seni tutacak, milliyetçi naralar atacağın, kendi halkını iliklerine kadar sömüreceğin bir düşman. 


Bugün dünyada birçok ülke, Netanyahu için savaş suçlusu kararları çıkarıyor, mahkemeler kuruyor. Biz ise “harika kınamalarımızla” övünüyoruz. Bu kınamaların harikalığı, sadece kendi halkımızı kandırmaya yetiyor.


Ama dışarıdan bakınca, o “sert kınamalar” aslında kocaman bir boşluk, sahte bir güç gösterisi. Çünkü gerçekte ne Suriye’ye ne İsrail’e ne de başka bir devlete karşı bağımsız ve onurlu bir politika var. Bütün politikalar iktidarda kalabilmek, sermaye aktarımının önünü açmak. 


Kınama bizde bir dış politika aracı değil; tam anlamıyla bir iç politika tiyatrosu. Halkın gözünü boyamak için oynanan bir ortaoyunu. Bir gün çok sert kınıyoruz, ertesi gün tokalaşıp protokol karşılıyoruz.


Gerçek şu: Kınamalar, sadece halkı oyalıyor. Ve bu ülkenin dış politikası, “halkla alay etme sanatı” olarak tarihe geçiyor.


Başka tarifi varsa buyrun yapın. Bazen elçilik kapatırsın sonra gerek olur açarsın. Bazen bu can bu bedende olduğu sürece diye söz söylersin çok geçmez dostum, müttefiğim dersin. 


Aslında bütün mesele bağımlı ülkelerde kapitalizm böyle işliyor. Böyle bölünüyor işçi sınıfı. Böyle kesiliyor sınıfın önü. İşte tam da burada iş düşüyor sosyalistlere.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**