**"İhanetin Adını Silmek"**
**"İhanetin Adını Silmek"**
Lenin okumalarına devam ederken hem okuduklarımı yeniden pekiştirmek , hem de bugünü anlamak adına kafa yoruyorum. Bu arada yazıp paylaşmak isterken sizleri de yoruyor olabilirim.
Lenin' i hem bu yazılarımı yazarken bulunduğu nesnel koşulları düşünüyor, hem yazılardan bugüne cevap arıyorum.
Değişmeyen koşullar ile değişen koşulların tahlilini yapmaya çalışıyorum. Bugüne cevapları çıkartmaya ve bugünü o cevaplardan yeniden nasıl inşa edebilir, nasıl bir mücadele hattı çizebiliriz.
Emek ve sermayenin çelişkisi değişmedi, emperyalizm daha da vahşi bir hal aldı, eskisi gibi işgaller yok, vekalet savaşları ile yürüyor savaşlar.
Değişmeyen tek şey var, komünistler o gün durdukları çizgide bugün de durmak zorundalar. Duruşlarını ve devrimci hedeflerini değiştirmeden bugüne ait taktikler üretmeleri gerekiyor sadece.
Böyle girdikten sonra Lenin'in sosyal demokrasiye eleştirisi ve parti adının değiştirilmesini istemesinin ne kadar da doğru bir hamle olduğunu bugün daha net anlıyoruz. Mücadelenin önünde ki en büyük engel olduğunu o gün tespit etmişti, yüzyıl sonra bu tespit doğruluğunu hala koruyor.
Birinci Paylaşım Savaşı’nın kan gölüne çevirdiği Avrupa’da, işçi sınıfının enternasyonal birliğini savunması beklenen 2. Enternasyonal, tam tersine burjuvazisinin safında yer aldı. Alman sosyal-demokratları kendi hükümetlerine savaş kredileri verdi, Fransız sosyalistler “yurt savunması” adı altında emperyalist kıyımı onayladı, İngiliz sosyal-demokratlar burjuvazinin kuyruğuna takıldı. Enternasyonalizm nutukları bir anda tuzla buz oldu; işçiye “ulus için öl” çağrısı yapıldı.
Lenin bu ihaneti çıplak biçimde gördü. Sosyal-demokrat partiler artık “enternasyonalizm”i değil, kendi ulusal burjuvazilerinin çıkarlarını temsil ediyordu.
Bu yüzden Zimmerwald Konferansı’ndaki barışçıl oyalamacıları, merkezde bocalayan Kautsky’yi ve sosyal-şovenleri sert biçimde mahkûm etti. Gerçek enternasyonalizmin yalnızca kendi ülkesinde burjuvaziye karşı devrimci savaşımı yürütenler tarafından temsil edilebileceğini söyledi.
Lenin için mesele yalnızca siyasi bir hat değil, bir isim meselesiydi de. Çünkü “sosyal-demokrasi” adı artık ihaneti çağrıştırıyordu.
İşçiyi ulus adına kurban etmeyi, emperyalizmin yanında saf tutmayı ifade ediyordu. Bu yüzden kirli gömlek çıkarıldı; partinin adı Komünist Parti oldu. Çünkü ancak bu ad, işçilerin yurdu olmadığını, savaşın ancak proleter devrimle son bulacağını haykırabilirdi.
Peki ya bugün?
Bugünün sosyal-demokratları, 2. Enternasyonal’in torunlarıdır. Bir yandan meydanlarda barış nutukları atar, diğer yandan NATO’nun savaş bütçelerine el kaldırırlar.
Bir yandan işçiye “refah devleti” vaat eder, öte yandan AB’nin kemer sıkma programlarını uygularlar. Bir yandan “yeşil dönüşüm”den söz eder, öte yandan enerji tekellerinin çıkarına imza atarlar.
Onlar, Lenin’in teşhir ettiği oyalamacı “merkez”in güncel kopyalarıdır: İşçiyi avutmak için sol laflar, sermayeyi güvenceye almak için sağ icraatlar. Kautsky’nin maskesini bugün başka yüzler takıyor: Berlin’de, Paris’te, Atina’da, Ankara’da…
Ama hakikat değişmiyor: İşçilerin kurtuluşu sosyal-demokratların parlamenter oyunlarında değil, kendi devrimci örgütlenmesindedir. Tıpkı 1917’de olduğu gibi, bugün de çıkış yolu proletaryanın enternasyonal devriminden geçiyor.
Sadece sorun şu. Dün bir sohbette tartıştığımız enternasyonalist kimlerle oluşturulmalı? Avrupanın gelişmiş ülkelerinin komünist partileri bu Enternasyonalde olmalı mı yoksa daha devrimci hat belirleyen partilerle mi kurulmalı?
Tartışma ,karar verme ve hızlı yol alma zamanı.
Yorumlar
Yorum Gönder