**"Herkes Hak Ettiğini mi Yaşar?""**
**"Herkes Hak Ettiğini mi Yaşar?""**
Yüzyıllardır dillerde dolanan, kimi zaman bir teselli, kimi zaman bir öfke cümlesi: “Herkes hak ettiğini yaşar.”
İlk bakışta kaderci, biraz da adaletin evrensel terazisine inanç taşıyan bu söz, çoğu zaman olan bitenin bir "karşılık" olduğunu ima eder.
Ama gerçekten herkes, hak ettiğini mi yaşar?
Bu yargının temelinde, evrene, topluma ya da Tanrı’ya dair bir adalet anlayışı vardır. İyilik yapan iyilik bulur, kötülük yapan kötülük. Ne ekersen onu biçersin. Suya yazı yazılmaz.
Kimi zaman bu adalet, ilahi bir düzene bağlanır; kimi zaman karma yasasına; kimi zaman da insanın kendi seçimlerine ve eylemlerine…
Ne var ki bu varsayım, hayatın çıplak gerçekliğiyle sınandığında çoğu kez sarsılır.
Bir madenin çökmesiyle can veren onlarca işçi, hangi günahın karşılığını ödemektedir?
Sınav soruları çalınırken, alın teriyle çalışan ama dışlanan gençler, nasıl bir “hak ediş”in kurbanı olur?
Burada sorun, “hak etmek” kavramının kendisindedir. Ne zaman ve nasıl, kime göre ve neye göre bir şey hak edilir?
Bu, etikle, özgür iradeyle ve toplumsal koşullarla örülü çok katmanlı bir tartışmadır. Herkesin özgür iradesiyle eylemde bulunabildiği adil bir dünyada yaşıyor olsaydık, bu söz belki anlam kazanabilirdi.
Ama insan, doğduğu coğrafyayı, sınıfını, ailesini, cinsiyetini ve çoğu zaman yaşadıklarını seçemez. Emekçi bir çocuk, daha doğmadan yoksulluğa doğar.
Bir kadın, patriyarkanın hüküm sürdüğü bir toplumda şiddet tehdidiyle büyür. Bir halk, kimliğini savunduğu için ezilir.
Herkes hak ettiğini yaşar sözü, çoğu zaman zayıfların kaderini sorgulamak yerine, güçlülerin düzenini aklamak için kullanılır.
Sistemin yarattığı adaletsizliği, kişisel sorumluluğa yıkar. Yoksulluk, tembelliğin sonucu gibi sunulur. İşsizlik, beceriksizliğe bağlanır. Oysa gerçek, çok daha çetrefillidir. Ve çoğu zaman, insanlar değil; sistemler, hak edilmemiş acıları dayatır.
Ama bu sözün bir başka yönü daha vardır: “Hak ettiğini yaşamak”, sadece dış koşullarla ilgili değil, içsel bir aynalanma da olabilir.
Kimi zaman, insan kendi seçimlerinin, ertelemelerinin, korkularının ve cesaretsizliklerinin sonucunda bir hayat yaşar. “İç sesini” bastırdığı, “kendi olmaktan” kaçındığı her an, kendisine ait olmayan bir hayatın içine sıkışır. Bu anlamda belki, yaşananlar “hak edilmiş” değilse de, “izin verilmiş”tir.
Sonuç olarak, “Herkes hak ettiğini yaşar” cümlesi, eğer mutlak bir adalet varsayımıyla kurulduysa, yanlıştır.
Ama bu söz, insanın kendi hayatındaki sorumluluğunu hatırlamak, bilinçli seçimler yapmak, boyun eğmekle özgürlük arasındaki çizgiyi ayırmak için kullanılıyorsa; o zaman başka bir anlam kazanabilir.
Belki de bu sözü şöyle değiştirmek gerek:
"Herkes, ya dayatılanı yaşar, ya da hak ettiğini inşa eder."
İşte felsefi soru da burada başlar:
Sen hangisini yaşıyorsun?
Bu soruya verdiğin cevapla özgürleşirsin
Yorumlar
Yorum Gönder