*" Geçmişten Bugüne Devrimci Strateji Üzerine"** ( Lenin - Kamenev Ayrılığı)

 **" Geçmişten Bugüne Devrimci Strateji Üzerine"**

                   ( Lenin - Kamenev Ayrılığı) 


Bu yazı, yalnızca yüz yıl öncesinin bir tartışmasını yeniden hatırlatmak için değil; geçmişin deneyimini bugünün koşullarında yeniden anlamak, geçmiş ile bugün arasında sağlam bir köprü kurmak, “nerede, nasıl tavır alınmalı?” sorusuna tarihsel bir pusulayla yaklaşmak için kaleme alındı.


1917 Rusyası’ndaki Lenin - Kamenev ayrılığı, devrimci süreçlerde farklı çizgilerin nasıl belirdiğini, hangi sınıfsal eğilimlere yaslandığını ve hangi stratejik tercihlerle sonuçlandığını gösteren çarpıcı bir örnek.


 O günkü tartışma, yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil, aynı zamanda devrimci hareketin iktidar perspektifi ve taktik esnekliği üzerine evrensel bir deneyimdir.


Bugün ise dünya bambaşka bir sahnede. Mücadele koşulları çeşitlenmiş durumda:


Legal sosyalist partiler, toplumsal alanın büyük bölümünü kaplıyor; örgütlenme biçimleri ile gündemleri, kimi zaman radikal kopuş fikrinden çok parlamenter siyasete uyum arayışına evriliyor.


Mücadele alanları genişlemiş ve farklılaşmış durumda: çevre hareketleri, kadın özgürlük mücadelesi, gençlik hareketleri, yerel ve kültürel hak talepleri gibi başlıklar, sosyalist mücadele ile iç içe geçmiş halde.


Dünyada bir dünya savaşı yok; ama farklı bölgelerde bölgesel savaşlar, vekâlet savaşları ve karşılıklı baskı mekanizmaları yeni bir güç dengesi yaratıyor.


Göçmen sorunu birçok ülkede sınıfsal, kültürel ve siyasal krizin kesişim noktasına dönüşmüş durumda.


Savaşlar artık doğrudan cephelerde değil, çoğu zaman aracılar ve taşeron güçler üzerinden yürütülüyor; bu, emperyalizmin yeni biçimlerinden biri haline geldi.


Bu koşullarda temel soru şu:

Teorik olarak, mücadele ve devrim perspektifi adına değişen bir şey var mı?


Lenin’in 1917’de formüle ettiği stratejik ayrımlar — uzlaşma mı kopuş mu, beklemek mi harekete geçmek mi, kitlelerin bilincini deneyimle mi yoksa öncü müdahaleyle mi dönüştürmek ,bugün hâlâ aynı canlılığını koruyor mu? 


Yoksa, mücadele biçimleri değişirken devrimci stratejinin teorik temelleri de yeniden tanımlanmak zorunda mı?


Bu yazı, işte tam da bu soruların peşine düşüyor: Geçmişin derslerinden yola çıkarak bugünün çok sesli, çok alanlı ve çok biçimli mücadelesinde, net bir devrimci perspektifin mümkün olup olmadığını arıyor.


1917 Şubat Devrimi, Rusya’da yalnızca Çarlık rejimini değil, tüm güç dengelerini altüst etti. Bir yanda burjuva Geçici Hükûmet , Prens Lvov, Aleksandr Kerenski, Pavel Milyukov, Aleksandr Gucikov gibi liberal ve savaş yanlısı kadrolardan oluşan; diğer yanda İşçi ve Asker Sovyetleri , Menşevik liderler Nikolay Çheidze, Irakli Tsereteli ve SR lideri Viktor Çernov’un kontrolünde, milyonlarca işçi ve askerin iradesini temsil eden halk organları.


Bu “ikili iktidar” durumu, tarihte ender rastlanan bir tabloydu: hem burjuva diktatörlüğü hem de proletarya - köylü diktatörlüğü aynı anda vardı. Ama bu denge, uzun süre varlığını koruyamazdı. Lenin’in dediği gibi:


“İki diktatörlük bir arada yaşayamaz; sonunda biri diğerini ezecektir.”


Lenin Petrograd’a dönmeden önce Pravda’nın başında olan Lev Kamenev ve Josef Stalin, daha temkinli bir çizgideydi:


1. Geçici Hükûmete Eleştirel Destek, 

Hükûmetin demokratik yönleri desteklenmeli, yanlışları eleştirilmeliydi.


2. Burjuva Demokratik Aşamanın Devamı, 

Şubat Devrimi’nin ardından hâlâ burjuva demokratik görevler tamamlanmamıştı; sosyalist devrime geçmek için erken olduğunu savundu.


3. Savaşta Devrimci Savunma ,Almanya ile savaşın, yeni hükümet altında “savunma” niteliği kazandığını söyledi.


Kamenev, halkın ve Sovyetlerin hazır olmadığı, Geçici Hükûmet’e karşı doğrudan çatışmanın devrimi tehlikeye atabileceği kanaatindeydi.


Lenin, 3 Nisan 1917’de Petrograd’a döndüğünde Nisan Tezleri ile farklı bir strateji sundu:


Geçici Hükûmete Tek Bir Dakika Bile Destek Yok


“Burjuva hükümetine en küçük bir destek dahi, işçilerin çıkarlarını satmaktır.”


Burjuva Demokratik Aşama Bitmiştir.Feodal toprak sahipleri devrilmişti; artık hedef Sovyetlerin iktidarı almasıydı.


Savaş Hâlâ Emperyalisttir; “Bu savaş, her iki tarafta da emperyalisttir; devrimci olabilmesi için burjuvazinin iktidardan devrilmesi gerekir.”


Lenin’e göre, Sovyetler fiilen iktidara sahipti; mesele bunu yasal ve siyasi biçimde almak ve burjuva devlet aygıtını dağıtmaktı.


4. İkili İktidarın Sınıfsal Okuması, Lenin, bu özgün durumu sınıfsal bir tahlille açıklıyordu:

Küçük-Burjuvazinin Kararsızlığı Sovyetlerde çoğunluğu oluşturan köylüler, küçük esnaf ve memurlar, devrimci enerjiye sahipti ama politik olarak burjuvaziye bağımlıydı.


SR ve Menşevik Liderlerin Uzlaşmacılığı, Bu liderler, Sovyetlerin iktidarı almasını değil, Geçici Hükûmetle işbirliğini savunuyordu.


Bu ikili yapı ya Sovyetlerin burjuvaziyi devirmesi ya da burjuvazinin Sovyetleri dağıtmasıyla son bulacaktı.


5. O Günün Dersleri, Bugünün Sorunları, Bugünün dünyasında, tıpkı 1917’de olduğu gibi, mücadele alanları çok boyutlu. 


Legal sosyalist partiler, geniş toplumsal alanı kaplıyor ama çoğu zaman parlamenter sınırlar içinde hareket ediyor.


Çevre, kadın, gençlik, yerel haklar gibi tematik mücadele alanları, sosyalist hareketle kesişiyor ama her zaman onunla aynı stratejik hedeflere sahip olmayabiliyor.


Bölgesel savaşlar, vekâlet savaşları ve göçmen krizi, sınıfsal çelişkileri daha karmaşık hale getiriyor.


Savaş artık cephede değil, çoğu zaman taşeron güçler ve ekonomik kuşatma biçimleriyle yürütülüyor.


Bu manzara içinde, Lenin–Kamenev tartışması yeni bir soruya dönüşüyor: Farklı mücadele alanlarının çeşitlendiği, legal siyasetin alanı domine ettiği, savaşın biçim değiştirdiği bir dönemde, devrimci stratejinin teorik temelleri hâlâ aynı mı?


6. Stratejik Ayrım: Beklemek mi, Hareket Etmek mi?

Kamenev tipi yaklaşım, bugünde şu biçimi alabilir:


 “Önce demokratik hakları güvence altına alalım, toplumsal çoğunluğu yanımıza çekelim, sonra köklü değişime gidelim.”


Kamenev, burjuva devrimin oturmasını istiyordu. Bugün böyle bir durum yok. Burjuvazi tüm kurumları ve ideolojisi hegemon güç. Yani Kamenev' ın tıtumu bugün bir anlam ifade etmiyor


Lenin tipi yaklaşım ise şunu söylerdi:


“Mevcut düzenin kurumları, halkın lehine bir dönüşümü asla kalıcı kılmaz. İktidar sende değilse, kazanımlar da sende değildir.”


O zaman iktidarı hedefleyen taktikler belirlenmeli. Strateji değişmedi. 


1917’de bu fark, Ekim Devrimi’nin yolunu açan veya kapatan çizgiyi belirledi. Bugün de, kriz anlarında hangi çizginin benimseneceği, yalnızca taktik değil, stratejik bir tercih olarak öne çıkıyor.


O zaman önümüze şöyle bir durum çıkıyor. 


* İktidar Sorunu Ertelenmez. Kriz dönemlerinde “bekleyelim” demek, mevcut güç ilişkilerinin sürmesini kabul etmektir.


* Kitleler Deneyimle Öğrenir. Lenin, SR–Menşevik çoğunluğu hemen devirmek yerine, kitlelerin bu çizginin iflasını kendi deneyimleriyle görmesini sağladı. Ama hedefi asla gizlemedi.


* Uluslararası Bağ. Mücadele tek bir ülkeyle sınırlı değil; emperyalizmin biçimi değişse de özü aynı. Yani yeni bir enternasyonel gerekiyor. 


Enternasyonal bağlar kurulmadan mücadelenin alanı genişletilmeden, devrim kapitalist dünyanın karşısında küçük bir hedef haline gelir. 


8. Dün ve bugün aynı sorunun içinde. 1917’de Lenin – Kamenev ayrılığı, devrimci sürecin kritik anlarında hangi stratejinin seçileceğini belirledi.


 Bugün ise, çok sesli mücadele alanları, bölgesel savaşlar ve küresel krizler içinde aynı soruya yeniden dönüyoruz:


Uzlaşarak mı bekleyeceğiz, yoksa örgütlenip alacak mıyız?


Lenin’in cevabı, hâlâ pusula olmaya devam ediyor:


“Kirli gömleği atmanın zamanıdır, temiz çamaşır giymenin zamanıdır.”


Her şeye rağmen uzlaşmak yok. İktidarı isteyenler devrimin momentini kaçırmayacak hem yerel hem bölgesel, hem de uluslararası örgütlenme ağlarını muhakkak hazır etmek zorundadırlar. 


Bu iş de öyle yatarak, üç beş konferans, söyleşi vb etkinliklerle olmaz. Sınıfa yakın durarak, oradan, sınıfı temsil eden her çalışma platformuna sözümüz, dirsek temasımız olmalı, öncüleri bulmalı, onları hazır hale getirecek çalışma içinde olacağız. 


Bu hak arama, grev, sendikal mücadele, çevre- doğa mücadelesi vb alanlar olabilir. Yeter ki niyetimiz olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**