**"Engels’i Anmak, Mücadeleyi Büyütmektir"**
**"Engels’i Anmak, Mücadeleyi Büyütmektir"**
Marx’ın dostu, tamamlayıcısı, fikir ortağı, yoldaşı, her sıkıştığında yanında olan, hayata tutunmasını sağlayan Friedrich Engels’in ölüm yıl dönümündeyiz.
O, yalnızca bir dost değil; tarihin diyalektiğini kavrayan, doğayı emekle birleştiren, devrimi bilimle buluşturan bir düşüncenin mimarıydı.
Onu hatırlamak, sadece bir saygı duruşu değildir; onunla birlikte yürümek, bugünü değiştirmeye niyet etmek ve harekete geçmektir.
Marksizme yaptığı katkılarla Engels, sınıf savaşımını bilimsel temellere oturtmuş, emeğin yalnızca üretimde değil, insanın oluşumunda da temel olduğunu göstermiştir.
Bugün onun ölüm yıldönümünde, yaşadığımız ülkenin çürümüşlüğüne baktığımızda Engels’in fikirlerinin ne kadar güncel olduğunu , dünyayı nasıl doğru yorumlayıp harekete geçtiklerini bir kez daha görüyoruz:
Devlet, burjuvazinin baskı aygıtı olmaktan öteye geçmemiştir. Engels’in dediği gibi: "Devlet, sınıf karşıtlıklarını bastırmanın bir aracıdır." Bugün bu araç, artık sadece bastırmıyor; yağmalıyor, sömürüyor, çürütüyor.
Hukuk, artık yasaların üstünlüğü değil; üstünlerin yasası haline gelmiştir. Üniversite diplomaları sahte, kararlar saraydan, hâkimler biat kültüründen çıkma.
Engels’in adalet anlayışı, halkın çıkarını esas alırken; bugün adalet, zengine beraat, emekçiye ceza ,işçiye kod46 haline dönüşmüştür.
Doğa, sermaye birikimi için paramparça ediliyor. Yeşil düzen diye yeni bir kandırmaca ile bu birikim düzeni yeniden tatlım ediliyor.
Engels'in Doğanın Diyalektiği kitabı, doğanın da sınıf savaşımından ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor.
Bugün bu topraklarda dağlar taş ocaklarına, dereler HES’lere, ormanlar madenlere peşkeş çekiliyorsa bu bir sınıf kavgasının ilanıdır. Bu kavgayı bu temelde vermeliyiz artık.
Bu mücadele kesinlikle anti-kapitalist bir mücadele boyutuyla anlatılmalıdır artık.
Kadın, hâlâ mülk gibi görülüyor; boşanmak isteyen öldürülüyorsa yeniden Engels’in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı çalışmasına tekrar bakmalıyız.
Kadının ezilmesini özel mülkiyetin ve ataerkil sistemin bir sonucu olarak açıklamıştı. Bugün hâlâ kadınların sesi bastırılmak isteniyor; çünkü onlar yaşamak , var olmak, özgür ve eşit olmak istiyor.
İşçi sınıfı, açlıkla, güvencesizlikle, kod 46 sopasıyla terbiye edilmek isteniyor. Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu çalışmasında anlattığı sefalet, bugün Türkiye’de daha derin,daha rafine biçimlerle sürüyor.
Kirli sendikal anlaşmalar, grev yasakları, işten atmalar… Sermayeye can, emekçiye ölüm veriyor. Sendikalar sermayenin devletinin küçüçük ikramlarına "evet " diyor.
İşte bu yüzden Engels’i anmak, onun eserlerinden cümleler paylaşmak yetmez. Bugün çürüyen bu düzende, onun bilimsel sosyalizmini korkmadan kuşanmak, örgütlenmek, mücadele etmek, hesap sormak gerekir. Bu artık emeği ile geçinen herkesin kurtuluşu için gereken zorunluluktur.
Yoksa ekmek de yok özgürlük de.
Çünkü Engels şöyle demişti: “Özgürlük, ancak zorunluluğun bilince varılmasıyla mümkündür.”
Bugünün zorunluluğu, bu çürümüşlüğü
değiştirmektir. Bilincimizde büyüyen öfkemizi ,
birleştirdiğimizde devrim olur. Engels’in mirası tam da budur: Bilimin, emeğin ve devrimin birleştiği yer!
Friedrich Engels’i saygıyla, öfkeyle ve devrimci bir sorumlulukla anıyoruz. Onu sadece geçmişte bırakmayacağız.
Onun fikirlerini bugünün çamuruna saplanmış bu düzenden kurtuluşun haritası haline getireceğiz, getirmeliyiz. Mücadeleden uzak durdukça kurtuluş yok.
Şöyle bir yakın geçmişinize bakın, bugüne bakın neler elinizden alınmış, neleri kaybettiklerinizi görün ve sonra yarın bugün olanların da olmayacağını düşünün. Emin olun bu sessizliğiniz ile yarın keşke diyeceksiniz.
Çünkü onun dediği gibi: “Tarihin en büyük ironisi şudur: Burjuvazi kendi mezar kazıcılarını yaratır.”
Ve o mezar kazıcılar biziz: İşçiler,emekçiler emekliler, kadınlar, gençler, doğanın sesini duyup yaşam alanlarını sermayeye karşı savunalat, hakikati haykıranlar!
Bu sistemin mezarını kazma zamanı gelmedi mi? Hadi kazmalarımızı alıp şu mezarı kazalım ve bu düzeni sahipleriyle birlikte tarihe gömelim.
Kurtuluş elimizde ama burjuvazi kadar sağlam örgütlenirsek.
Yorumlar
Yorum Gönder