**"Diplomalar Buhar Oldu, Devlet Küle Döndü"*
**"Diplomalar Buhar Oldu, Devlet Küle Döndü"*
Ülkede her türlü rezilliği, pisliği, sömürüyü, talanı, yalanı son 25 yılda o kadar fazla gördük ki şaşırmıyoruz.
Çocuklarımızın geleceğini ta en başta sınavlarda çalan, kendi çocuklarına devletin kasasını talan ettiren, halkın çocuklarını imam hatip okullarında kendileri gibi düşünmeyenlere düşman olsun diye "dindar ve kindar" nesillere dönüştürmek isteyen.
Ülkenin bütün varlıklarını yandaşlara ve uluslararası şirketlere satan, tarımı ve hayvancılığı bitiren, yeni Osmanlıcılktan dem vurup komşularını emperyalist politikaların taşeronu haline getiren, para için her şey mübah anlayışını bize öğreten bir çeyrek asır.
Dile kolay tam 25 yıl ve artık kral çıplak. Akademisi bile iflas etmiş, sahte profesörler, sahte akademisyenler, şirketlerin ar-ge departmanı haline getirilmiş fakülteler, ticarethane olarak kurulmuş diploma dağıtan merdiven altı üniversiteler.
İşte böyle bir çürümüşlüğün içindeyiz. Ülke çalkalanıyordu zaten hukuksuzluktan şimdi ise sokaktaki plastik eşya satıcısı esnafın sesi duyulmaya başladı; diplomacıııı geldiğini!
İşte çürüyen bir sistemin çığlığı bu.
Bir zamanlar diploma bir şeydi. En azından sembolikti. Kimi ezberle, kimi torpille, kimi hak ederek alırdı ama “vardı”. Şimdi öyle mi? Şimdi artık “diplomalı olmak” şüpheli; diplomasız olmak ise iktidar yolu!
Erdoğan’a yıllarca “diploma nerede?” diye soranlar, cevabı belki hiçbir zaman alamadı ama cevabın yerine iktidarın bütün aygıtlarının nasıl diplomasızlaştırıldığını gördüler.
Erdoğan'ın diploması varsa bile diplomayı sistemin dışına çıkaracak bir rejim inşa etti: Liyakatsizlikte yüksek lisans, sahtekârlıkta doktora bir Türkiye!
Akademi de mezarlığa dönüştü. 400 akademisyen usulsüz diploma almış deniyor. “Hayır!” diyorlar; “O kadar değil!”
Kaç? 200 mü? 50 mi?
Bir akademinin içi boşaltılmışsa, sayı değil çürüme konuşur. Daha dün “profesör” ilan edilenlerin kaçının doktorası bile sahte?
Tıp diploması, eczacılık diploması… Kim verdi bunları? Yanı başımızdaki Balkan ülkelerinde, KKTC'de, bir otelin arka odasında kurulan “üniversitelerde” alınan diplomalar bugün Türkçülükten vatanseverliğe kadar her şeyi ölçen devlet sınavlarında geçer akçe. Çünkü bu düzenin bilgiden, emekten, halktan nefret ettiğini biliyoruz.
Kimse “Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyor” diye feryat etmesin. O devlet çoktan yıkıldı. Bir çiftlik kuruldu yerine. Sahibi malum. Müdürler damat, yeğen, bacanak.
Asırlık devlet geleneğiymiş, koskoca Osmanlı’dan süzülüp gelmiş… Hadi oradan!
Bu düzenin asıl “geleneği”; halkı soymak, emekçiyi sömürmek, dini ve milliyeti alet edip saraylar dikmektir.
Bugün yaşanan sadece bu geleneğin maskesinin düşmesi. Devlet değil; holding. Memur değil; sadakatli hizmetkâr.
Dava değil; kâr ortaklığı. Yargı değil; noter. Diploma değil; barkod!
Bu skandalların şimdi patlaması tesadüf mü? Hayır.
Bu pislikler yıllardır vardı. Ama şimdi “ortaya saçılması” çıkar çatışmasının ürünü.
İçeriden biri sızdırdı. Bir klik, başka bir kliğe karşı düğmeye bastı. Çünkü çürüyen rejimler sonunda kendi kendini ifşa eder.
Kendine darbe yapan cemaatin hesabını hâlâ verememiş bir iktidar, şimdi başka bir çeteyle karşı karşıya. Yani pislik açığa çıkınca değil; çıkar bozulunca ortaya dökülür!
İstanbul’u kazanmış bir belediye başkanını hapse atmaya çalışmak… Halkın oylarıyla seçilmiş belediye başkanlarını kayyumla görevden almak…
Hukukmuş!
Görüntüler sızıyor, tutsaklara işkence yapılıyor, polis evleri basıyor, muhalefet susturuluyor.
Bütün bunların adı “terörle mücadele”! Oysa gerçekte bu; halktan kopmuş, meşruiyetini yitirmiş bir rejimin can havliyle saldırısı. Ve saldırının adı artık: Devlet terörü.
Diplomasızlar, saraylarda. İşsiz çocuklar, tankların arkasında. Sınır ötesi operasyonlarla “milli birlik” çağrıları yapılırken, bu ülkede her gün gençler ölüme gönderiliyor.
Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Kafkasya’da ne arıyoruz?
Yanıt basit: Yeni bir pazar! Yeni bir enerji hattı! Yeni bir oyalanma!
Çünkü içeride ne anlatacaklar?
Ekonomi mi?
Yolsuzluk mu?
Maden şirketlerine peşkeş mi?
Savaş, bu rejimin en eski, en güvenilir, en kanlı yalanıdır.
Bütün bu soygunlar yapılırken; ekranlarda “yerli ve milli” masalları anlatılıyor. “Düşman dışarda değil, içerde!” deniyor.
Enflasyon düşmüyor, ama “bak biz savaş veriyoruz” diyorlar. Köprüye geçiş parası yok, ama “vatan savunması” için gönüllü asker aranıyor. Çocuklar işsiz, aç, umutsuz. Ama ellerinde bayrakla ölüme yollanıyorlar.
Bu bir rejim değil. Bu bir karabasan.
Bu bir sistem değil. Bu bir talan organizasyonu.
Marx, devletin sınıflarüstü bir yapı olmadığını, egemen sınıfın çıkarlarını örgütlediği bir araç olduğunu söylemişti.
Bugün bu araç, iflas etti. Devlet denilen şey; artık ne güvenlik sağlıyor, ne eğitim, ne adalet, ne gelecek.
Bir sermaye çarkı içinde, yolsuzluğun, savaşın ve çürümenin iktidarıdır bu.
Diplomasız bir başkanla başlayan hikâye, diplomalı halkın açlığa, işsizliğe ve ölümü yücelten politikalara mahkûm edilmesiyle son buluyor.
Ama bitmedi. Bu düzenin karşısında hâlâ o çok korktukları şey var: Örgütlü halk.
Sahte diplomaların, sahte milli davaların, sahte dindarlıkların karşısına gerçek bir sınıf mücadelesi çıkana kadar bu pislik durmaz.
Ve biz artık sadece devleti değil, onun “kutsal” maskesini de yıkmak zorundayız.
Yorumlar
Yorum Gönder