**"Yeşil Dönüşüm: Türkiye’de Yeni Bir Madencilik Dalgası mı?"**
**"Yeşil Dönüşüm: Türkiye’de Yeni Bir Madencilik Dalgası mı?"**
Sermaye, “yeşil dönüşüm” adı altında sadece enerjiyi değil, toprağı da yeniden paylaşmaya hazırlanıyor.
Bu dönüşüm, fosil yakıtların yerine kritik mineralleri ve nadir toprak elementlerini koyarken, Türkiye’de hemen her ilin yüzölçümünün %50-60’ı madenciliğe ayrılmış durumda.
Eskişehir’den Sivas’a, Burdur’dan Kayseri’ye kadar pek çok bölgede lityum, nikel, grafit, manganez ve bakır gibi madenler “yeşil enerji” adına aranmaya başlandı. Karadeniz'de buraya dahi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın raporları, elektrikli araçların batarya ihtiyacını karşılamak için lityum, kobalt ve nikel gibi metallerin üretiminin artırılması gerektiğini belirtiyor.
Bu da, yenilenebilir enerji için yeni bir madencilik dalgası demek. Ancak bu madencilik, toprağın altını üstüne getiriyor: ormansızlaşma, arazi değişimi, hava-su kirliliği, biyolojik çeşitliliğin yok oluşu, yerel halkın geçim kaynaklarının yitirilmesi, emek ve çocuk sömürüsü gibi pek çok toplumsal ve ekolojik yıkımı beraberinde getiriyor.
Üstelik bu yatırımlar, çoğu zaman biyoçeşitlilik alanlarıyla çakışıyor. Araştırmalar, yenilenebilir enerji üretiminin, madenciliğin doğa üzerindeki yıkıcı etkisini daha da şiddetlendirdiğini gösteriyor. RES, GES, HES gibi sistemlerin doğaya zarar vermediği algısı da artık ciddi şekilde sorgulanıyor. Türkiye’de çok sayıda yerel direniş, bu “yeşil” kılıflı yıkıma karşı ses yükseltiyor.
Kısacası, Türkiye’deki “yeşil dönüşüm”, doğayla uyumlu bir enerji geçişi değil; madenciliğe dayalı yeni bir sermaye birikim rejimi olarak şekilleniyor. Ekosistemi onarmak yerine tahrip eden bu model, toplumsal ve ekolojik açıdan sürdürülebilir değil.
Kısacası büyük kavgamız var dostlar. Bu böyle basın açıklaması, günü birlik eylemlerle olacak bir kavga gibi durmuyor.
Kavgaya çağırıyorlar, kabulümüzdür.
Yorumlar
Yorum Gönder