**"Ya Devletin Çarkında Diş Olacağız, Ya Da O Çarkı Parçalayıp Yeni Bir Dünya Kuracağız!"**
**"Ya Devletin Çarkında Diş Olacağız, Ya Da O Çarkı Parçalayıp Yeni Bir Dünya Kuracağız!"**
Bugün 19 Temmuz 2025 . Trabzon Atatürk Meydanında akşama CHP'nin mitingi var. Son bir haftadır toplantılar yapıyoruz. En geniş toplumsal muhalefet kesimlerini oraya nasıl getiririz diye.
Bunu yaparken hem kendimle hem dostlarımla tartışıyorum. CHP 'nin alanlarına kan taşımak zorunda mıyız diye.
Ben işin "evet" tarafındayım. Çünkü orada olacak kitle farkında olmasa da işçi sınıfına ait toplumun değişik kesimlerinden gelen insanlar. Elbette bu sınıfa ait olmayan maddi dırumları çok iyi küçük burjuva karakterli kesimler de var. Ama çoğunluk işçi diye tariflediğimiz tanımın altına oturuyor.
Bir kısım yoldaşlar da o alanlar bizim değil biz direk sınıfla bağ kurup kendi işimizi yapmalıyız. Bırakın faşizm gelsin, bırakın yoksulluk artsın, ne demokrasisi, sınıf kendini kurtaracak özneyi arayacak hale gelsin diyor.
Ama biliyoruz ki en ceberrut faşizm koşullarında veya dinci gericiliğin hakim olduğu, devlet olduğu koşullarda sınıfa ulaşmak daha zordur. Hatta öncüyü örgütlemek bile çok zordur.
Eğer kolay olsaydı dünyanın en totaliter ve dinci devletlrrinde devrimler süreci yaşardık. Bugün İran'ı Ortadoğu'yu ve totaliter rejimlerde neler yapılabildiğini görüyoruz.
Hiç soruyor muyuz Suriye gibi halklar için savaş alanı haline getirilmiş bir çoğrafyada savaşan bir komünist yapılanma yok. Filistin gibi bir sol mücadele tarihi olan yerde bile görünmez durumdalar.
Gelin bu konuyu Lenin ile birlikte yazmaya çalışalım. Sizde altına yorumlarınızı yazın. Uzun bir yazı olacak ama gerçekten önemli bir konu. Ne yapmalıyı bugün kendimize tekrar sormak durumundayız.
Bu yüzden okumaya çalışın ve tartışalım. Bu duvarı nasıl aşacağımıza birlikte karar verelim. Yoksa sadece boşa kürek çekmiş oluruz.
Yılların mğcadelesini yadsımadan yapalım bunu.
Başlayalım.
Eskisi gibi gitmiyor hiçbir şey değil mi ? Ne pazar torbası hafif, ne insanların omzu. Ne adalet var sokakta, ne umut. Ne çocuk gülüşleri kalmış okul önlerinde, ne gençlerin geleceğe dair bir hayali.
Yalnızca çaresizliğin, öfkenin ve yorgunluğun sesi var her yerde. Ama sormak lazım: Bunca şeye rağmen neden hâlâ bir şey değişmiyor?
Çünkü bu düzen, yıkılmayı hak ediyor ama yıkacak eller örgütsüz.
“Sınıflar var ama sınıf bilinci yok...”
İşçilerin sadece yüzde 6’sı sendikalı. Onların da çoğu sarı sendikaların içinde. Yani patronla işbirliği yapanlarla. Fabrikada, okulda, hastanede herkes söyleniyor ama kimse sesini yanındakiyle birleştiremiyor.
Oysa Lenin yıllar önce demişti:
“İşçi sınıfı kendiliğinden sadece ekonomik mücadeleye yönelir. Ona siyasal bilinç ancak dışarıdan, yani devrimci öncüler tarafından taşınabilir.”
— Lenin, Ne Yapmalı?
Bugün halk sokakta, pazarda, evde “adalet, hak, hukuk” diye haykırıyor. Ama bu haykırışın yönü yok. Kime yöneleceği, nasıl değişeceği, nereye varacağı belirsiz.
Çünkü bu ülkede işçi sınıfının bir öncü partisi yok. Olmadığı için halk her seferinde ya CHP’ye, ya başka bir “daha az zararlı”ya bel bağlıyor.
Ama Lenin şöyle uyarıyordu:
“Halkın umut bağladığı adreslere gitmeyen devrimciler, halktan kopuk kalır. Ama bu adreslerde kaybolanlar da devrimciliği yitirir.”
Peki “Devrimci durum var mı?” diye soranlara:
Evet, yukarıdakiler eskisi gibi yönetemiyor. Dinci-faşist blok çürümüş. Ekonomi batakta. Adalet çökmüş. Emeklinin, işçinin, kadının, gencin hali içler acısı. Ama aşağıdakiler hala dağınık.
Lenin’in dediği gibi:
“Devrimci durum, yukarıdakilerin eskisi gibi yönetememesi, aşağıdakilerin eskisi gibi yaşayamamasıdır.
Ama devrim, sadece bu durumla değil, o durumu devrime çevirecek bilinç ve örgütle olur.”
Bugün devrimci durumun başlangıç hali var ama devrim yok. Çünkü kitle örgütsüz, sınıf bilinçsiz, öncüler zayıf.
O yüzden en elzem görev, devrimci öncü partiyi kurmak, işçi sınıfının bilinç ve örgüt düzeyini yükseltmektir.
“Peki bu süreçte CHP’nin mitingine gidilir mi?”
Bazı sosyalistler, “CHP burjuva partisidir, onun mitingine gitmeyiz” diyor. Evet, CHP düzen içidir, sosyal demokrat bile olamamıştır çoğu zaman. Ama halk oradaysa, devrimci onunla konuşmak zorundadır.
Lenin bu konuda çok nettir:
“Eğer halk, reformistlere umut bağlıyorsa, onların mitingine katılmak devrimcinin görevidir. Ama kuyrukçuluk yapmadan, içeride devrimci ajitasyon yaparak.”
— Lenin, Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı
Yani ne sırt döneceğiz halka, ne de kuyruğuna takılacağız reformizmin. Kendi sözümüzü oraya taşıyacağız.
Mesela mitingde herkes “Adalet!” diye bağırıyorsa, bizim dövizimizde şunlar yazmalı:
“Patron için hukuk var, işçi için cop!
Bu mu sizin adaletiniz?”
Ya da:
“Adalet, ekmek kadar gereklidir. Ama adalet, sermayenin elinde sopa olursa, hep biz aç kalırız!”
İşte bu tarz slogan ve dövizlerle, halka gerçekleri gösterecek yollar açmalıyız.
“Demokrasi mücadelesi boş bırakılabilir mi " diye soralım o zaman.
Bazı çevreler demokrasi mücadelesine küçümseyerek bakıyor. Oysa Lenin der ki:
“Proletarya, en geniş demokrasiyi talep etmeli. Çünkü bu talepler, sosyalist devrimin zeminini hazırlar.”
Bugün sokakta “adalet” isteyenle omuz omuza olmak, yarın onu sınıf bilinciyle buluşturmanın kapısını aralar.
Demokrasi mücadelesi sosyalist mücadelenin yerine geçmez, ama onun kaldıraçlarından biridir.
O halde ne yapmalı?
1. Öncü örgütü kurmalı, işçi sınıfına bilinç taşınmalı.
2. Her alanda var olmalı, ama kendi kimliğimizle, sözümüzle.
3. CHP’nin mitingine katılmalı, ama CHP’ye dönüşmemeli.
4. Demokrasi mücadelesini reformistlere bırakmamalı, halkın gerçek çıkarlarıyla buluşturmalı.
5. İşçinin, emeklinin, gencin içini yakan dertleri sınıf mücadelesine çevirecek sabrı ve cesareti kuşanmalı.
Ve geldim son söze :
Bu ülke, yeni bir yolun eşiğinde. Ya aynı çark dönecek ve biz diş olmaya devam edeceğiz…
Ya da o çarkı parçalayıp, işçinin, kadının, çocuğun özgürce yaşadığı bir ülkeyi kuracağız.
“Ben bir devrimciyim. Çünkü başka türlü yaşayamam.”
İşte biz de bu cümleyi kendi hayatımıza kazıyana kadar, durmak yok.
Birleşelim. Anlatalım. Örgütleyelim. Değiştirelim.
Yorumlar
Yorum Gönder