**"Ortaçağ’dan Bugüne Bir Sınıf Suçu"**
**"Ortaçağ’dan Bugüne Bir Sınıf Suçu"**
Güne yine bir kadın cinayetiyle uyandık. Yani bir erkek, bir kadını öldürdü. Yani bir hayat, bir eril zihniyet tarafından hunharca söndürüldü.
Yani bir toplum, bir kez daha kadının acısıyla yüzünü yıkadı. Bu bir münferit vaka değildir. Bu, nefsine yenilen bir adamın öfke patlaması değildir.
Bu, sistematik bir suçtur. Bu bir düzendir. Bu bir düzendir.
Trabzon Beşikdüzü'de gencecik ,hayat dolu bir kadın ayrılmak üzere olduğu eşi tarafından katledildi. Bu nasıl bir "adamlık"tır, erkekliktir. Şiddet sınıfsal değilse böyle aşağılıktır, alçaklıktır.
Hep söyledik: Kadın cinayetleri politiktir. Ama sadece bir "kadın sorunu" değildir. Bu, topyekûn bir sınıf sorunudur.
Çünkü kadın yalnızca kadın olduğu için değil; yoksul, güvencesiz, yalnız bırakılmış bir kadın olduğu için ölüyor.
Çünkü bu toplumun efendileri, erkeğe tahakküm yetkisi, kadına itaat yükümlülüğü veriyor. Çünkü devlet, diniyle, yasasıyla, medyasıyla, kadına biçilen rolü kutsal ilan etmiş durumda: Kadın ya anadır, ya eştir, ya da terbiyesiz bir "suç unsuru".
Her kadın cinayetinin ardında yalnızca bir erkek yoktur. Ortaçağ’dan bugüne taşınan bir karanlık vardır.
O karanlık, kadını bilgeliğiyle değil, bedeniyle tanımlar. O karanlık, tarihte bilgeliğiyle parlayan kadını cadı diyerek ateşe atmıştır.
O karanlık bugün farklı şekillerde devam ediyor. Mahalle baskısı, töre, namus, kutsal aile, dindar nesil, aile bütünlüğü… Adına ne derseniz deyin, özünde hep aynı şeyi savunuyorlar: Kadın, ait olmalıdır.
Kime? Önce babaya, sonra kocaya, sonra devlete.
Peki kadın özgür olursa ne olur? Aile dağılırmış, toplum çöker, ahlak kalmazmış.
Hayır!
Kadın özgür olursa sistem çöker! Çünkü bu sistem, kadının uysal, bağımlı ve ucuz emek gücü olmasına dayanıyor.
Çünkü bu sistemin aile yapısı, erkeği patron, kadını hizmetçi yapıyor. Çünkü bu sistem için kadın, ya doğurgandır ya da pazarlanabilir meta.
İkisinin dışında kalan her şey tehlikeli, sapkın, cezalandırılması gereken bir tehdit olarak görülüyor.
Bugün, “kadını koruyacağız” diye İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesheden iktidar; kadını değil, erkek egemen tahakküm düzenini korudu.
Çünkü İstanbul Sözleşmesi, kadını birey sayıyordu. Kadının rızasını, bedenini, emeğini tanıyordu. Devletin asıl korkusu budur: Kadının kendi hayatı üzerinde söz sahibi olması.
Çünkü sistem, kadını anne, eş, bakıcı, itaatkâr vatandaş olarak inşa ederken; İstanbul Sözleşmesi, kadını özgür birey olarak tanımlar. İşte bu sistemin affedemeyeceği şey budur: Kadının özgürleşmesi.
Bugün bir kadın daha katledildi. Ama bu cinayeti sadece bir adam işlemedi. Onun sırtını sıvazlayan mahalle, onun gerekçesini anlayan hâkim, onunla empati kuran medya, onun cinsiyetçiliğini yeniden üreten okul, cami, parti, cemaat…
Hepsi katildir.
Ve bu düzende kadınlar yalnızca öldürülmüyor. Ucuz işgücü olarak sömürülüyor, görünmeyen ev içi emeği gasp ediliyor, sendikasız çalıştırılıyor, anneliği kutsanarak eve kapatılıyor, yaşlısına, çocuğuna bakıcılık dayatılarak sosyal yaşamdan dışlanıyor. Kapitalizm, kadını ikili kuşatma altına alıyor: Erkek egemen tahakküm ve sınıfsal sömürü.
Öyleyse çözüm nedir?
Çözüm sadece daha ağır cezalar değil.
Çözüm sadece birkaç feminist slogan değil.
Çözüm, bu sistemi kökünden değiştirmektir.
Çözüm, kadının kurtuluşunun toplumsal kurtuluşla birlikte olduğunun farkına varmaktır.
Marks’ın dediği gibi:
“Bir toplumda kadının özgür olmadığı bir durumda, kimse gerçekten özgür değildir.”
Ve Engels’in hatırlattığı gibi:
“Kadının ilk sınıfsal köleleştirilmesi, özel mülkiyetin ve ailenin doğuşuyla başladı.”
O halde bizim görevimiz açık: Aileyi değil kadını kutsayacağız. Toplumu değil insanı savunacağız.
Eril iktidarı değil özgürlüğü büyüteceğiz.
Ve bir gün, bu erkek egemen düzeni yerle bir ettiğimizde; bugün aramızdan alınan her kadının adı,
özgürlüğümüzün taşına kazınacak.
Çünkü bu cinayetlerin faili sistemdir, çözüm ise devrimdir. Devrime kadar da tüm eşitsizliğin ve cinayetlerin sorumlularını, kadına şiddeti açık açık ifşa edip bu düzenin direklerine vuracağız.
Şiddet her kimden gelirse gelsin söze ama, diye başlarsak yarın bizim sorunumuz olacak. Bu toplımda çok uzağımızda değil.
Yorumlar
Yorum Gönder