**"Ne Yapmalı?"**
**"Ne Yapmalı?"**
123 yıl önce 1902 de İsviçre'de Lenin kendisine bu soruyu sordu ve bu konuda bir dizi makale yayınladı. O soru Çarlık topraklarına illegal yollarla taşınarak devrimin rehberi oldu.
Şimdi 123 yıl sonra şimdi de aynı soruyu kapitalizm yapay zeka çağını yaşayıp, iklim krizi paravanı ile yeşil dönüşüm, yeşil enerji retoriği ile yeni birikim döneminin alt yapısını hazırlayıp ,yoksul halkları, yoksul ülkeleri daha da fakirleştirecek adımları atarken, bunun için bütün doğayı rant alanına çevirip nadir elementlerin peşine vahşice düşerken bizim bu soruyu tekrar sorma zamanımız gelmiştir. Tabi eğer Lenin'i rehber alıyorsak.
Bugün Sokaklar yoksulluğun, kentler nefessizliğin, meydanlar korkunun diliyle konuşuyor. Faşizmin gölgesi büyüyor.
Sermaye, iklim krizini "yeşil fırsatlara", yapay zekâyı ise “daha fazla verim”e çeviriyor. Bir avuç zengin her gün daha zengin olurken; işçiler, kadınlar, gençler daha güvencesiz, daha yalnız, daha örgütsüz.
Peki soralım: Biz ne yapıyoruz? Türkiye devrimci hareketi nerede?
Sosyalist, sol, komünist partiler ne yapıyor? Birleşiyorlar mı? Hayır.
Halkın karşısına birleşik bir emek cephesiyle çıkabiliyorlar mı? Hayır.
Faşizme karşı bir barikat, bir halk hareketi kurabiliyorlar mı? Maalesef hayır.
Oysa sistem, her geçen gün dönüşüyor. Ve bu dönüşüm karşısında eski ezberlerle, kısır tartışmalarla, birbirini dışlayan yapılarla bir gelecek kuramayız. Bu şekli ile mümkün görünmüyor.
Şu soruyu yıllardır soruyorum, bugün daha çok sorar oldum. Nedir bizi bir Birleşik emek mücadelesi cephesinde, oluşumında bir araya getirmeyen neden?
Bu ülkede onlarca sol-sosyalist yapı var: TİP, TKP, EMEP, TKH, SOL Parti ve adlarını sayamayacağım kadar illegal devrimci örgütler.
Ama her biri kendi yolunda, kendi doğrularıyla, kendi geçmişine sıkı sıkıya bağlı. Birbirlerine çoğu zaman sadece eleştiri, kimi zaman da suçlama yöneltiyorlar.
Kimi “öncü parti olmadan devrim olmaz” diyor, kimi “geniş halk cephesi”nden söz ediyor, kimi de “işçi sınıfı merkezli devrim”den.
Fakat milyonlarca emekçinin, kadının, öğrencinin, yoksulun; yani bu ülkenin gerçek halkının gözünde bu ayrımların hiçbir karşılığı yok. Çünkü bu ülkenin yoksulları, işçileri, emekçileri güvenebilecelleri bir öncü görmek istiyorlar. Gördükleri parça parça olmuş örgütler, partiler. Kendilerine hayırlatı yok. Tek yaptıkları mücadele alanını kendi lehine çevirecek uğraşlar. Peki karşılık buldu mu? Hayır.
Kimse şunu demesin ; biz şurada şu kadar örgütlüyüz, biz şuralarda şu işleri yaptık. Bunlar elbette çok önemli, saygıyı da hakediyor elbette.
Bu işlerin bütünü bir mücadeleyi büyütmeyi beceremiyor ve sonucunda eve eldekilerle dönüyorsak yeniden düşünmeliyiz.
insanlar sadece şunu soruyor:
“Bize dokunan, bizimle birlikte yürüyen, bizimle barikat kuracak bir hareket var mı?”
İddia eden var, ama kendi kendimizi kandırmaktan öte bir iddia değil. Bir çok örgüt bir çok yerde mücadelenin geri düşmesine sebep olmuştur. Burası benim alanım deyip işçilerin önünde kavga bile edilmiştir. Çünkü derdimiz birlikte bir mücadeleyi örmek değil, yayınlarımızda ben yaptım deyip iki fotoğraf bir yazı yayımlamak.
Bu yüzden cevap: Şimdilik, yok.
Lenin 1902 yılında Ne Yapmalı? adlı eserini yazdığında, işçi sınıfının sesini taşıyacak bir örgüt, bir merkez, bir irade yaratmak istiyordu.
O dönem ezilenlerin gücü henüz örgütsüzdü ama potansiyeldi. Bugünse kapitalizm sadece üretimi değil; zamanı, duyguyu, bilgiyi, veriyi bile sömüren bir canavara dönüştü.
Yapay zekâyla işten çıkarılan işçiler, algoritmalarla denetlenen emekçiler, veriyle sömürülen kullanıcılar çağındayız. Ama bizim solumuz hâlâ 1970’lerdeki sendika raporlarıyla konuşuyor.
Sermaye dönüşmüş. Devlet dönüşmüş. Faşizm, teknolojik bir tahakküm biçimine evrilmiş.
Ama sol hâlâ eski tartışmalarda oyalanıyor.
Bugün Ne Yapmalıyız?
Kendimce neler yapmalıyız konusunu bir kaç maddede topladım. Eksiktir, yanlıştır bunu okuyunca sizler eksikleri tamamlar size göre yanlışları söylersiniz.
* Halkın karşısına sade, açık, güven veren bir birleşik emek cephesiyle çıkmalıyız.
* Devrimciliği bir “isim” olmaktan çıkarıp, örgütlü yaşama ve halkla buluşmaya dönüştürmeliyiz.
* Kadınlar, gençler, göçmenler, maden işçileri, öğretmenler, kuryeler... Bu çağın emekçileri kimse, onlara dokunacak yeni bir dil ve örgütlenme modeli inşa etmeliyiz.
* "Kim en devrimci?", "Kim daha teorik?" sorularıyla değil, kim halkla, kim sınıfla buluşabiliyor? sorusuyla yol almalıyız.
* Solun her bileşeni kendi rengine sahip çıksın ama bu renkler bir araya geldiğinde bir kızıl gökkuşağı olsun. Yani ortak mücadele zeminleri, geçici ittifaklar, cepheler kurulsun.
Yoldaşlar, dostlar ; eleştiri ihanet değil, sadakattir. Bir davaya bütün hücreleriyle inanmaktır. Bir arayıştır. Aynı zamanda kendini sorgulamaktır.
Bu bir suçlama değil. Bu bir çağrıdır. Kimseyi yermek, yok saymak, dışlamak için değil; herkesin sorumluluğunu hatırlatmak için yazılmıştır.
Devrim bir gün gelir diye beklenmez. Devrim, hazırlananların kapısını çalar.
Ve o gün kapı çaldığında, birlikte açamayacaksak; ne bugünü hak ettik, ne de geleceği kurabiliriz.
O halde:
Ne Yapmalı?
Cevap artık belli: Ne yapacaksak bunu "Birlikte yapmalı."
Yorumlar
Yorum Gönder