**“Komünist Manifesto’yu 21. Yüzyılda Yeniden Okumak"**
**“Komünist Manifesto’yu 21. Yüzyılda Yeniden Okumak"**
Son dönemde, her şeyi baştan düşünme ihtiyacı doğdu bende. Bilim, teknoloji ve yapay zekânın hızla ilerlediği bir çağda… Hayatın nereye aktığını, mücadelenin nasıl şekillendiğini daha iyi kavramak için, temeli yeniden okumak gerektiğini hissettim.
Ve başladım.
Komünist Manifesto’yu yeniden okudum.
Notlar alarak. Soru sorarak. Bugünle karşılaştırarak.
Ve her sayfasında düşündüm “Bu kitap 1848’de yazılmış ama sanki bugün için yazılmış.”
Tarih, zenginle yoksulun savaş alanı Marx ve Engels’in şu sözü hala taze:
“Bugüne kadarki tüm toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir.”
Yani bugünkü yoksulluk, işsizlik, borç batağı… Bunların tesadüf olmadığını; binlerce yıllık bir düzenin sonucu olduğunu söylüyor. Bu düzen hâlâ sürüyor.
Bir aynası 2025’te Türkiye’de; Üniversite mezunları asgari ücrete mahkûm, Milyonlar açlık sınırında,
Patronlar servetlerine servet katıyor, Grev yasakları, taşeronlaşma, yeşil düzen, yenilenebilir enerji, vahşi madencilik, talan,sömürü giderek artıyor.
Ve bu tablo, Manifesto’nun öngörüsünün
doğruluğunu kanıtlıyor:
“Burjuvazi, işçiye sadece yaşamasını sağlayacak kadar verir. Ama o hayatı yaşanmaz kılar.”
Teknoloji gelişti ama emek kime hizmet ediyor?
Yapay zekâ, dijital platformlar… Bu ilerleme gerçekten hayatı kolaylaştırıyor mu?
Market kasiyerlerinden veri işçilerine kadar, sistem hâlâ emekçiyi sömürüyor. Marx’ın dediği gibi:
“Makine, işçiyi özgürleştirmez; daha da bağımlı kılar.
Dünya’da sömürü sınır tanımıyor . Bangladeş’te 16 saat çalışan bir kadın işçi… Türkiye’de 2000 TL’ye satılan bir tişört…
Fransa’da grev yapan çöp işçileri… Kapitalist sistem emekçileri birleştiriyor. Manifesto’nun çağrısı hâlâ aynı:
“Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!”
Ne yapmalı?
Komünist Manifesto bize sadece sistemi anlatmakla kalmıyor, neyi değiştirmemiz gerektiğini de söylüyor:
* Zenginliğin birkaç elde toplanmasına karşı durmak,
* Kamu mülkiyetiyle temel kaynakları toplumla paylaşmak,
* Eğitimi, sağlığı ücretsiz ve herkese erişilebilir yapmak,
* Emekçilerin karar süreçlerinde söz sahibi olmasını sağlamak,
* Ve en önemlisi: örgütlü mücadeleye inanmak.
Bu belli ki kişisel bir başarısızlık değil. Bu düzenin suçu. Ve o düzeni değiştirmek için önce anlamak, sonra birlikte mücadele etmek gerek.
Unutmayalım: “İşçinin zincirlerinden başka kaybedecek şeyi yok. Kazanacağı ise bir dünya.var"
— Marx & Engels, 1848 de yazdı ve biz 2025’te hâlâ okuyoruz. Değişen hiçbir şey yok.Ve yeniden başlıyoruz.
Hadi hadi, yılgınlık yok, mücadeleye devam!
Not:
Bu yazı, günümüz dünyasında hala anlamını koruyan bir manifesto çağrısıdır.
Kurtuluş kendi ellerimizde.
Yorumlar
Yorum Gönder