**"Enflasyonun Adı: Emeklinin Yoksulluğu, Sermayenin Bayramı"**

 **"Enflasyonun Adı: Emeklinin Yoksulluğu, Sermayenin Bayramı"**


Bugün (3 Temmuz 2025) TÜİK, Haziran 2025 enflasyon verilerini açıkladı: Aylık TÜFE yüzde 1,37, yıllık bazda ise yüzde 35,05. 


Peki bu ne demek? Saray rejimi, “enflasyon düşüyor” diye müjde verirken, ki her zam döneminde enflasyon düşüyor müjdesi verilir. Çünkü rakamları küçük gösterip emekçinin, emeklinin emeğini çalacaklardır.


Aynı dakikalarda bu müjdeden sonra bir başka müjde de milyonlarca emekli ve çalışana verildi. 3 kilo kıymaya, 1 teneke yağa, 2 kutu ilaca sıkıştırılmış bir hayatın ortasında sus payı niyetine yüzde 16,67 zam aldı emekliler. Çalışanlar ise 1 puan altına mutlu edildiler.


Yani açlığın adı maaş oldu, onurun adı geçim derdi.

Fakat bu yalnızca bir "veri" değil. Bu, bir sınıf politikasının, bir ekonomik tercihin ve bir sömürü düzeninin halk nezdindeki sonucudur. 


Marksizm bize şunu öğretir: Her ekonomik karar, bir sınıfsal tercihtir. Sermaye sınıfı için enflasyon bir kriz değil, bir araçtır; bir yeniden birikim, bir yeniden yapılandırma ve bir yeniden yağmalama sürecidir.


 Çünkü kapitalizm, yıkarken inşa eder ama yalnızca sarayı büyütürken yoksulun gecekondusunu yerle bir eder.


Bugün Türkiye’de yaşanan budur: Enflasyon düşürülmüyor, düşük gösteriliyor. Haziran enflasyonu özellikle bastırıldı ki 6 aylık ortalama düşük çıksın, emekliye ve memura daha az zam verilsin. 


Peki kim için? Emekli, pazarda domatesin fiyatını ezberlerken, TÜİK hangi vitrinden bakıyor bu hayata? Ayda 14 bin lira alan bir insan, hayatını nasıl idame ettirsin? Cevap yok, çünkü soru dahi sorulmuyor. Sadece "veri" var. Oysa bu veri değil, bu kandırmacadır. Sınıf gerçeğini örtme perdesidir.


Aslında olan şudur: Sermayeye vergi affı çıkar, işçiye hayat pahalılığı düşer. Patronun borcu enflasyonla erir, emeklinin maaşı ay sonunu göremeden tükenir. Banka, verdiği krediyi enflasyonla hafifletir; ama emekli, aldığı maaşı her sabah biraz daha küçülmüş bulur. 


İşte bu nedenle enflasyon yalnızca fiyat artışı değil, emekçinin alın terinin değersizleşmesi, emekli aylığının kurban edilişidir.


AKP’nin “faiz sebep, enflasyon sonuç” masalıyla halkı kandırmaya başladığı gün, aslında bu büyük yeniden servet transferi başladı. Ve şimdi TÜİK eliyle ilan edilen her “resmi enflasyon” verisi, gerçekte yoksuldan zengine yapılan soygunun resmiyet kazanmış hâlidir.


Çünkü kapitalizmde enflasyon, yalnızca iktisadi değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküştür. Paranın değeri değil, insanın değeri erir. Bugün Türkiye'de yaşanan da budur. Ve bu yoksullaştırma politikasının adı "ekonomi yönetimi" diye halka yutturuluyor. Oysa bu, tam anlamıyla bir sınıf kıyımıdır.


Kapitalizmin krizi değildir bu, kapitalizmin bizzat kendi yönetim modelidir. İşçi , memur, emekli ne kadar susarsa; zengin, bankacı, patron o kadar semirir. Saraylar yükseldikçe sofralar küçülür, borsa rekor kırdıkça yoksullar pazara bile uğrayamaz hâle gelir.


Bugün Türkiye’de TÜİK’in açıkladığı veriler, emekçiye verilen müjde değil, yoksulluğun resmi kaydıdır. Ve bu tablo, artık yalnızca ekonomik değil, sınıfsal bir savaşın ilanıdır.


Bu savaşı ancak örgütlü bir emek cephesiyle, sınıf bilinciyle ve devrimci bir kararlılıkla durdurabiliriz. Çünkü emek sömürüsünü veriyle değil, mücadeleyle durdurabiliriz.


Belki bir başka yazıda enflasyon sahtekarlığını yazarız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**