**"Devrim Öncesi Hedef, Devrim Sonrası Sınav"**
**"Devrim Öncesi Hedef, Devrim Sonrası Sınav"**
“İktidar hedefi olmayan mücadele, burjuvazinin gündemine mahkûmdur; sosyalist, sınıf kavgasını ancak iktidar perspektifiyle burjuvaziden kurtarabilir.”
Bir kaç gün önce sınıf, sınıf perspektifi ve sınıfsal mücadele üzerine yazmıştım. Bir dost e güzelde bu iktidar sorununu nasıl çözeceğiz diye yorum yapmıştı.
Harika bir yerden hem devrim öncesi hem de devrim sonrası iktidar sorunu ne yapacağız dedi. Haklıydı Bu konuda herkes hala tartışdığımız, belki de tartışmadığımız hepimizin , durduğu yerden kendine ve geçmiş yaklaşımlara ve deneyimlere dayanarak bir duruş sergiledikleri bir durum var ortada.
Peki bu durumun aşılması gerekmiyor mu? Bu şekilde bir şeyleri somut temeller üzerine oturtmadan " Birleşik Emek Mücadelesi" bu koşullarda mümkün mü?
Ben de kendimce bu konuda bir şeyler karalamak istedim. Belki buradan tartışırsak bir ortak iktidar perspektifi oluşturabiliriz diye iddia etmiyorum. Sadece belki bir damlacık katkı sunarım geleceğe.
Devrimciler için mücadele bir amaç değil, araçtır. Amaç, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun kuruluşudur.
Bu uğurda yürütülen her eylem, her direniş, her grev; eğer devrimci bir iktidar hedefiyle bütünleşmiyorsa, sonunda ya sistemin sınırlarına çekilir ya da bir başka baskı biçimine dönüşür.
Bu yüzden iktidar sorunu, yalnızca teorik bir tartışma değil; bizzat devrimci mücadelenin kalbidir.
Bugün sosyalist hareketin önündeki en büyük sorunsal, mücadele alanlarının çoğulluğu değil; bu mücadelelerin bir iktidar stratejisiyle birleşememesidir.
Ve bu eksiklik, sadece taktik bir zaaf değil, doğrudan Leninist devrim anlayışının terk edilişiyle ilgilidir.
Bunun için bazı başlıklar altında konuyu yazmaya çalışacağım.
1. Leninizm’de İktidar
Lenin için mesele açıktır: Devrimci durum, halkın öfkesinden değil, bu öfkeyi iktidara yönlendirecek örgütlü öznenin varlığından doğar.
Bu nedenle, işçi sınıfı mücadelesi, kendiliğinden süreçlere bırakılmamalıdır. Sınıfın öncü partisi, yalnızca yön gösterici değil, devrim anında iktidarın gerçek taşıyıcısı olmalıdır.
“İktidar alınmazsa, en haklı mücadeleler bile burjuvazinin sofrasına meze olur.” Lenin’in pratiğinde gizli ama açık gerçek.
Bu anlayışa göre, devrimci bir partinin görevi sadece halkı örgütlemek değil, örgütlü halkı iktidara taşımaktır.
Bu noktada çoğu sosyalist yapının yaşadığı kafa karışıklığı, "devlet karşıtlığı" ile iktidar hedefinden uzaklaşmak arasında sıkışmıştır.
Oysa Lenin açıkça belirtir: devrimci sınıf, kendi devletini kurmadan eski devleti yıkamaz.
2. Çoğulculuk, Demokratik Merkeziyetçilik ve Proletarya Demokrasisi
Leninizm sıkça “tekçilikle”, otoriterlikle suçlanır. Oysa bu büyük bir çarpıtmadır. Lenin’in savunduğu “demokratik merkeziyetçilik”, karar süreçlerinde özgür tartışma, uygulamada birlik ilkesine dayanır. Bu, düşünsel çoğulculuğu dışlamaz; aksine teşvik eder ama disiplinli eylem birliğini zorunlu kılar.
Çoğulculuk, Leninist çizgide bir “çok partili burjuva yarışması” değil; işçi sınıfı içindeki farklı düşünce akımlarının, komünler, sovyetler, meclisler içinde özgürce tartışabilmesidir. Bu anlamıyla Leninizm’e içkin olan çoğulculuk:
* Eleştirinin örgüt içi ve kitle içindeki canlılığı,
* Kararların yukarıdan değil, tabandan gelmesi,
* Devrimci öznede sürekli yenilenme demektir.
Ama bu çoğulculuk, kapitalist sistemdeki gibi sınıflar üstü tarafsızlık değil; sınıf mücadelesi içindeki devrimci yönelimin çoğulluğudur.
3. Sosyalist Hareketin İktidar Anlayışında Parçalanma
Bugünün sosyalist hareketi, birçok alanda aktif olabilir; ama ortak bir iktidar tahayyülünden yoksundur.
Kimisi seçimle değişimi, kimisi demokratik reformları, kimisi ise hiçbir strateji sunmadan yalnızca karşı çıkışı yüceltmektedir. Bu durum, mücadelelerin toplamını etkisizleştirmektedir.
Bazı yapılar:
* İktidarı almak yerine devlete “karşı mesafeli” durmayı tercih ediyor,
* Devletin parçalanmasını istiyor ama yerine ne koyacağını söylemiyor,
* Veya iktidar fikrini "otoriterlikle" özdeşleştirip ondan kaçıyor.
Bu yaklaşım, Leninist çizgiyle bağdaşmaz. Çünkü Lenin, iktidarın sınıfsal doğasını vurgular ve onu proletarya diktatörlüğü olarak tanımlar yani emekçi sınıfların baskı aracı olarak eski düzene karşı tahakkümü. Bu baskı olmadan, burjuvazi kendiliğinden çekilmez.
4. Devrim Sonrası İktidar:
(Tarihsel Sorunlar ve Sovyet Deneyimi)
İktidarı kazanmak devrimin başlangıcıdır. Asıl mesele onu sürdürebilmektir. Bu noktada Sovyet deneyimi, hem ilham hem de uyarıdır.
a) Tek Ülkede Sosyalizm
Stalin’in geliştirdiği bu strateji, kuşatılmış Sovyetler için anlaşılırdı; ama uzun vadede enternasyonalizmin zayıflamasına, içe kapanmaya neden oldu. Marx ve Lenin, devrimi bir dünya süreci olarak görürken, Sovyetler bir kaleye dönüştü.
b) Sürekli Devrimin Reddi
Troçki’nin uyarısı yerindeydi: Devrim durmaz, ilerler. Ama Sovyet bürokrasisi, devrimi tamamlanmış sayarak devletin sönümlenmesini değil, büyümesini sağladı. Sonuç: dinamizm yerine katılık.
c) Bürokrasi ve Elitleşme
Marx “devlet sönümlenecek” diyordu; ama Sovyetlerde bürokrasi devletin kendisi oldu. Karar alma mekanizmaları merkeziyetçiliğe teslim edildi, halk geri çekildi, elit bir kast oluştu.
d) Çok Partili Sosyalizm Tartışması
Başlangıçta çok seslilik vardı. Ama savaş, ayaklanmalar ve sabotaj gerekçeleriyle politik çoğulluk tasfiye edildi. Sonuçta Parti, devletle özdeşleşti; muhalefet suç sayıldı.
5. Leninizm’de Çıkış Yolu: Sürekli Devrim ve Alttan Örgütlenme
Lenin’in izinden yürümek, sadece devleti almakla değil, halkla birlikte yeniden kurmakla mümkündür. Bu da şu anlamlara gelir:
* Alttan yukarıya örgütlenme: Sovyetlerin özgün ruhu yeniden canlandırılmalıdır.
* Sürekli devrim: Sosyalizm sabit bir hedef değil, sürekli bir ilerleme hattıdır.
* Şeffaflık ve denetim: Bürokrasiye karşı halkın kolektif gücü korunmalıdır.
* Eleştiri ve özeleştiri: Parti mutlaklaştırılamaz, halk denetimi esas olmalıdır.
6. Marksizm-Leninizm’in İktidar Ahlakı
Marksizm-Leninizm, iktidarı bir tabu olarak değil, sınıf mücadelesinin zorunlu bir aşaması olarak görür.
Ancak bu iktidar; yalnızca "ele geçirme" değil, dönüştürme anlamına gelir. Devrimci özne, kendi içini de sürekli devrimcileştirmedikçe, iktidar halktan uzaklaşır, yeni bir tahakküme dönüşür.
İktidarı istemek devrimci sorumluluktur. Ama onu nasıl kullanacağını ve halkla nasıl paylaşacağını bilmek devrimci ahlaktır.
“Halk için değil, halkla birlikte sınıfın iktidarı.”
“Devrim, sadece yıkım değil, halkın kendi kaderini ellerine alma sürecidir.” Ve bu süreç, Leninizm’in en diri mirasıdır.
Tartışma devam ederse. O başlıklarla ilgili de yazmaya devam edeceğim.
Devrimciler için mücadele bir amaç değil, araçtır. Amaç, sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun kuruluşudur.
Bu uğurda yürütülen her eylem, her direniş, her grev; eğer devrimci bir iktidar hedefiyle bütünleşmiyorsa, sonunda ya sistemin sınırlarına çekilir ya da bir başka baskı biçimine dönüşür. Bu yüzden iktidar sorunu, yalnızca teorik bir tartışma değil; bizzat devrimci mücadelenin kalbidir.
Bugün sosyalist hareketin önündeki en büyük sorunsal, mücadele alanlarının çoğulluğu değil; bu mücadelelerin bir iktidar stratejisiyle birleşememesidir. Ve bu eksiklik, sadece taktik bir zaaf değil, doğrudan Leninist devrim anlayışının terk edilişiyle ilgilidir.
Belki sonraki yazı Sosyalist Demokrasi Nedir, Ne Değildir olabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder