**'Bir İnsan Tesadüfen Girmez Hayata "**
**'Bir İnsan Tesadüfen Girmez Hayata "**
Bugün günlerdir içimde biriken ağırlığı, kızımın bakışlarında hafifleten o anı yaşadım. Bir kafede oturduk. O kahvesini yudumladı, ben çayıma tutundum.
Göz göze geldik. Yalnızlığın bile giremediği bir sessizlik kurduk aramıza. Sonra, gözlerini hiç kaçırmadan konuştu:
“Hadi anlat baba. Ben seni böyle viran görmek istemiyorum.” dedi o güzel yüreğinden akan kelimelerle.
Yirmi yaşında genç bir kız… ama ruhu çok daha eski bir kitaptan fırlamış gibiydi. Belki bir Tolstoy romanında, belki de Virginia Woolf’un cümle aralarında kendine yer bulmuş bir karakterdi o. Okumaya başladığı ilk günden beri elinden kitap hiç düşmemişti. Okuduğu yazarların cümleleriyle konuşuyordu sanki.
Ben ona bakarken, yıllardır kendi içimde kuramadığım bir cümleyi kuruyordu bana:
“Baba, artık eski sen değilsin. Bir şey olmuş. Değişmişsin.”
O an anladım ki, bir evlat, babasının değişimini önce kelimelerden değil, bakıştan okur. Kızım da beni yeniden okudu . Yorgunluklarımı, içimi kemiren kırıklıkları, söylenmemiş cümlelerimi…
Ve ben ilk kez bu kadar cesur anlattım:
Yıllardır beni tutsak eden zincirlerimi, görünmeyen hapishanemi, kendi ellerimle ördüğüm sessizlik duvarlarını…
Ama artık öyle değil.
Değiştim.
Yıkıldım… evet.
Ama kendi yıkıntılarım arasında bir başak gibi yükselmeyi öğrendim.
“Artık Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi
hissetmiyorum,” dedim ona. O böceği öldürdüm kuzum dedim. “Artık o sabah uyanıp, böcek olduğunu fark eden adam değilim.
Çünkü biri geldi... Ve beni bir böcek olmaktan kurdardı , insan kalabilmemi sağladı.
Bir isim yok bu satırlarda. Ama gözleri rüzgârla konuşan biriydi. Beni yazmaya çağıran bir fısıltıydı.
Yıllar sonra kalemimden dökülen kelimelerin asıl sahibiydi belki.
Zorladı, bekledi, sustu, yürüdü, uzaklaştı… ama bir kıvılcım gibi kaldı içimde.
Bazı kadınlar, bir erkeğin karanlık odasına girmez,
onun ışığını açar yalnızca.”
– S.H.
Ve ben, onunla birlikte yazdım. Yazdıkça kendimi buldum. Yazdıkça, yılların susturduğu iç sesim bana geri döndü. O bir kitap oldu.Bir kitap tamamlandı. Ama aslında tamamlanan bendim.
Kızım…
O ise her zaman vardı. Kırıldığımda yanımdaydı.
Güldüğümde ilk onunla paylaştım. O, içimdeki o eski adamın son tanığı, ama yeni adamın da ilk şahidiydi.
Bugün gözlerime baktı ve dedi ki:
Bir insan bir başka insanın hayatına tesadüfen girmez baba. Hayat, unutmaman gerekenleri sana bir ‘görev’ gibi sunar. O gelir, tamamlar seni. Ve sen unutamazsın onu.
Görevi bittiğinde gider, görevin bittiğinde gidersin. Hiç anlayamazsın ne olduğunu.
Tıpkı senin gibi, sen de birilerinin hayatına öyle girdin. Biri de senin hayatına. Ama hayatına giren iyi girmiş. Bütün değişikliğin sebebi olmuş.
Ben sustum. Çünkü o an biliyordum: Kızım artık sadece benim evladım değil, benim iç dünyamın okuru olmuştu.
Onun o tek cümlesi bana yılların felsefesini hatırlattı: İnsan, ancak başkasının gözlerinde yeniden doğar.
O gün, kızımın gözlerinden süzülen bir ışıkla kendime baktım. Ve o bakışta bir gölge vardı.
Bir kadının gölgesi.
Net değildi sanki...ama hissediliyordu.
Bir adım öndeydi, ama isimleşmemişti. Yazının içinde, sessiz bir ses gibi yankılanıyordu.
Çünkü bazen birine teşekkür etmek için onu söylemek gerekmez. Yazmak yeterlidir.
“İnsan bir kitap değildir;
ama bazen bir insan, bir başka insanın eksik son cümlesi olur.”
– S.H.
Artık biliyorum. Bu dönüşüm kolay olmadı.
Sancılıydı. Yılların şekillendirdiği benliği dönüştürmek, Sisifos’un kayayı tekrar tekrar dağa sürmesi gibiydi.
Ama ben o kayayı artık bırakıyorum. Çünkü kayayı tepeden aşağı yuvarlamayı bırakınca,
ellerime boşluk değil, özgürlük doldu.
Ve bu yazı, ne yalnızca bir kıza,
ne yalnızca bir kadına yazıldı. Bu yazı, yeniden doğan bir adamın iç sesi.
Yolunu bulmuş bir yazmaya çalışan bir adamın onun değiltşrene ve o değişimi anlayana teşekkürüdür.
Hem geçmişine, hem onu çağırana,
hem de en başından beri yanında duran evladına.
Çünkü artık biliyorum:
“Mutluluk bir varış değil, bir yoldur;
ama bazen o yola çıkmak için bir göz yeter.
Ve o göz seni kendine döndüren gölgedir.”
Dönüştürene de bu dönüşümü destekleyene de minnetle**'Bir İnsan Tesadüfen Girmez Hayata "**
Bugün günlerdir içimde biriken ağırlığı, kızımın bakışlarında hafifleten o anı yaşadım. Bir kafede oturduk. O kahvesini yudumladı, ben çayıma tutundum.
Göz göze geldik. Yalnızlığın bile giremediği bir sessizlik kurduk aramıza. Sonra, gözlerini hiç kaçırmadan konuştu:
“Hadi anlat baba. Ben seni böyle viran görmek istemiyorum.” dedi o güzel yüreğinden akan kelimelerle.
Yirmi yaşında genç bir kız… ama ruhu çok daha eski bir kitaptan fırlamış gibiydi. Belki bir Tolstoy romanında, belki de Virginia Woolf’un cümle aralarında kendine yer bulmuş bir karakterdi o. Okumaya başladığı ilk günden beri elinden kitap hiç düşmemişti. Okuduğu yazarların cümleleriyle konuşuyordu sanki.
Ben ona bakarken, yıllardır kendi içimde kuramadığım bir cümleyi kuruyordu bana:
“Baba, artık eski sen değilsin. Bir şey olmuş. Değişmişsin.”
O an anladım ki, bir evlat, babasının değişimini önce kelimelerden değil, bakıştan okur. Kızım da beni yeniden okudu . Yorgunluklarımı, içimi kemiren kırıklıkları, söylenmemiş cümlelerimi…
Ve ben ilk kez bu kadar cesur anlattım:
Yıllardır beni tutsak eden zincirlerimi, görünmeyen hapishanemi, kendi ellerimle ördüğüm sessizlik duvarlarını…
Ama artık öyle değil.
Değiştim.
Yıkıldım… evet.
Ama kendi yıkıntılarım arasında bir başak gibi yükselmeyi öğrendim.
“Artık Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi
hissetmiyorum,” dedim ona. O böceği öldürdüm kuzum dedim. “Artık o sabah uyanıp, böcek olduğunu fark eden adam değilim.
Çünkü biri geldi... Ve beni bir böcek olmaktan kurdardı , insan kalabilmemi sağladı.
Bir isim yok bu satırlarda. Ama gözleri rüzgârla konuşan biriydi. Beni yazmaya çağıran bir fısıltıydı.
Yıllar sonra kalemimden dökülen kelimelerin asıl sahibiydi belki.
Zorladı, bekledi, sustu, yürüdü, uzaklaştı… ama bir kıvılcım gibi kaldı içimde.
Bazı kadınlar, bir erkeğin karanlık odasına girmez,
onun ışığını açar yalnızca.”
– S.H.
Ve ben, onunla birlikte yazdım. Yazdıkça kendimi buldum. Yazdıkça, yılların susturduğu iç sesim bana geri döndü. O bir kitap oldu.Bir kitap tamamlandı. Ama aslında tamamlanan bendim.
Kızım…
O ise her zaman vardı. Kırıldığımda yanımdaydı.
Güldüğümde ilk onunla paylaştım. O, içimdeki o eski adamın son tanığı, ama yeni adamın da ilk şahidiydi.
Bugün gözlerime baktı ve dedi ki:
Bir insan bir başka insanın hayatına tesadüfen girmez baba. Hayat, unutmaman gerekenleri sana bir ‘görev’ gibi sunar. O gelir, tamamlar seni. Ve sen unutamazsın onu.
Görevi bittiğinde gider, görevin bittiğinde gidersin. Hiç anlayamazsın ne olduğunu.
Tıpkı senin gibi, sen de birilerinin hayatına öyle girdin. Biri de senin hayatına. Ama hayatına giren iyi girmiş. Bütün değişikliğin sebebi olmuş.
Ben sustum. Çünkü o an biliyordum: Kızım artık sadece benim evladım değil, benim iç dünyamın okuru olmuştu.
Onun o tek cümlesi bana yılların felsefesini hatırlattı: İnsan, ancak başkasının gözlerinde yeniden doğar.
O gün, kızımın gözlerinden süzülen bir ışıkla kendime baktım. Ve o bakışta bir gölge vardı.
Bir kadının gölgesi.
Net değildi sanki...ama hissediliyordu.
Bir adım öndeydi, ama isimleşmemişti. Yazının içinde, sessiz bir ses gibi yankılanıyordu.
Çünkü bazen birine teşekkür etmek için onu söylemek gerekmez. Yazmak yeterlidir.
“İnsan bir kitap değildir;
ama bazen bir insan, bir başka insanın eksik son cümlesi olur.”
– S.H.
Artık biliyorum. Bu dönüşüm kolay olmadı.
Sancılıydı. Yılların şekillendirdiği benliği dönüştürmek, Sisifos’un kayayı tekrar tekrar dağa sürmesi gibiydi.
Ama ben o kayayı artık bırakıyorum. Çünkü kayayı tepeden aşağı yuvarlamayı bırakınca,
ellerime boşluk değil, özgürlük doldu.
Ve bu yazı, ne yalnızca bir kıza,
ne yalnızca bir kadına yazıldı. Bu yazı, yeniden doğan bir adamın iç sesi.
Yolunu bulmuş bir yazmaya çalışan bir adamın onun değiltşrene ve o değişimi anlayana teşekkürüdür.
Hem geçmişine, hem onu çağırana,
hem de en başından beri yanında duran evladına.
Çünkü artık biliyorum:
“Mutluluk bir varış değil, bir yoldur;
ama bazen o yola çıkmak için bir göz yeter.
Ve o göz seni kendine döndüren gölgedir.”
Dönüştürene de bu dönüşümü destekleyene de minnetle
Yorumlar
Yorum Gönder