**'Ateşten Barışı Çıkarmak"**

 **'Ateşten Barışı Çıkarmak"**


Dün, tarihin gözlerimizin önünde aktığı bir ana tanıklık ettik. PKK, on yıllara yayılan silahlı mücadelesine bir nokta koyduğunu sembolize eden bir törenle, silahlarını ateşe attı. 


Namlular eritildi. Kurşun, baruta değil, kül olup toprağa karıştı. Toprak hayattır. O topraktan o küllerden umarım tüm dünyayı kurtaracak emeğin egemen olduğu bir barış yeşerir. 


Bir halk, varoluşunu savunmak için sımsıkı sarıldığı silahlarını şimdi kendi elleriyle terk etti. Ateş, şimdi bir arınma, umarım Prometheus' un bilgisine dönüşür , halklar o ateşi tekrar çalarak gerçek barışın meşalelerini  yakarlar. 


Dünyanın başka yerlerinde, örneğin Kolombiya’da, Mozambik’te, Güney Afrika’da silahlar eritildiğinde onlardan barış anıtları yapıldı. Heykellere, meydanlara, çocuk parklarına dönüştü.


 Belki önümüzdeki süreçte Ortadoğu’nun kalbinde, dağların yamacında, halkların elleriyle böyle bir barış anıtı da yükselir. Ama asıl mesele, heykeller değil; zihinsel ve sınıfsal bir dönüşümdür.


Törenin ardından, bir taraf "demokratik siyaset", "halkların kardeşliği", "yeni bir toplumsal sözleşme" diyerek umutlu cümleler kurarken, diğer taraf yalnızca “güçlü Türkiye” vurgusuna tutunuyor. 


Her iki taraf da aynı ritüele farklı anlamlar yüklüyor. Bizde bu adımın daha ileriye taşınıp tüm dünyayı yakacak  gerçek barışa ulaşacak mücadeleye taşınmasını arzu ediyoruz. Belki de bu, her sınıfın kendi barışını istemesindendir.


Çünkü biz, Marksist gelenekte barışı yalnızca silahların susması olarak görmeyiz. Barış, ancak tüm halkların eşitçe yaşadığı, emeğin karşılığının verildiği, sömürünün ortadan kalktığı, üretim araçlarının mülkiyetinin yoksul sınıfların eline geçtiği ve toplumun kendi kaderini özgürce tayin ettiği bir düzen içinde anlam kazanır. 


Barış, sınıflar arası denge değil, sınıfsız bir geleceğin inşasıdır.


Ateşin iki yüzü vardır ,yakar ve aydınlatır.  Ateşin tarihi insanlığın tarihidir. İlk kıvılcımından itibaren hem yaşamı hem ölümü taşır.


 Prometheus’un tanrılardan çalıp insanlara verdiği ateş, hem uygarlığı doğurdu hem cezayı. Ortaçağ’da cadı ilan edilen kadınları yakan ateşle, Newroz meydanlarında özgürlük için yakılan ateş aynı olgudan beslenir ama farklı anlamlar taşır.


Bugün yakılan ateş, yalnızca silahları değil, bir dönemin yükünü de kül etti. Bir yerde okumuştum, söz kime ait bilmiyorum.Belki araştırıp buraya adını yazmalıydım. Ama adından daha önemli olan sözü olduğu için sadece sözü kullandım. 


Diyor ki “şiddet sömürgeleştirilmiş insanın kendini yeniden keşfetmesidir.” Ama o keşfin kalıcı olabilmesi için, şiddetin ötesine geçilmesi, yeni bir dilin ve örgütlenmenin kurulması gerekir. İşte şimdi o örgütlenmenin kurulma zamanı. 


Gramsci, devrimin yalnızca mevzi savaşıyla değil, kültürel hegemonya kurarak kazanılabileceğini söyler. 


Silah, belli bir dönemde gerekli olabilir; ama esas olan, halkların rızasını kazanmak, ideolojik üstünlüğü tesis etmektir.


 PKK’nin silahları yakması, bu anlamda bir taktik değişim değil; tarihsel bir dönüşüm sinyali olabilir.


Bu ritüel, hegemonya mücadelesinde yeni bir faza geçiştir: Yani sözün, örgütün, halk meclislerinin, kadın hareketinin, ekolojik bilincin ve sınıf mücadelesinin öne çıkacağı bir mücadele alanına. En azından ben öyle umut ediyorum. 


Eğer bu süreçte Kürt halkının sözü kısılırsa, eğer kadınlar yine bastırılır, doğa yine talan edilir, işçiler yoksullaşmaya devam eder ve sermaye sınıfı büyürken halk daha çok borçlanırsa; o barış, sadece bir ateşin sıcaklığıyla ısıtılmış sahte bir bahar olur.


Barış gerçekse, o zaman fabrikalarda da konuşulmalı, tarlalarda da yankılanmalı, işçi servislerinde de dile gelmeli. 


Kürt sorunu, yalnızca bir kimlik değil, bir sınıf sorunudur da. Toprağından edilmiş köylünün, yakılmış ormanın, taşeron işçinin, genç işsizin, kadın emekçinin sesidir. O sesi duymayan hiçbir barış gerçek değildir. Biz buna böyle inanıyoruz. Sınıf mücadelesi ile buluşmayan barış asla bir barış değildir. 


Burada silahların susmasını asla yadırgamıyorum. İyi ki de sustu. Öyle veya böyle iyi ki de o namlular eritildi. Hiç bir insan ölmesin elbette. Bu çok önemli. 

Silahların olmadığı bir savaş, emeğin savaşı ve onun iktidarından gelecek barışın tam bir barış olacağını anlatmak muradım. 


İşte bu yüzden şimdi mücadele başka bir boyuta geçmeli. Artık ne yalnız dağ, ne yalnız meclis... Artık Ortadoğu’nun tüm ezilen halklarının enternasyonalist birliğini kurma zamanı.


 Kürt halkının mücadelesi, yalnız bırakılırsa değil, bütün halklarla ortaklaştırılırsa kalıcı bir kazanıma dönüşebilir. Tüm ezilenler için, sınırları aşan bir devrimci halk , işçi mücadelesi ve kardeşlik hukuku inşa edilmelidir.


Barış kıymetlidir. Ama hakikatle buluşmadıkça, emeğin toprağına kök salmadıkça, adaletle yoğrulmadıkça, barış sadece sessizliktir. Oysa biz yaşayan bir barış istiyoruz. Direnen, eşitlik isteyen, özgürlüğü halklar eliyle inşa eden bir barış.


Ve şimdi sorulmalı: Silahı bırakanlar nereye yürüyor?

Silahın boşluğunu hangi fikir, hangi örgüt, hangi halk gücü dolduracak? İşte bütün mesele budur. Burada görev artık sosyalistlere düşüyor. 


Şimdiye kadar ulusal mücadelenin emek mücadelesi önünde büyük bir engel olduğunu söyleyip kendimizi biraz da kandırdığımız günler bitti. Bahanemiz de kalmadı artık. Şimdi aklımızı, gücümüzü, tarihsel birikimimizi kullanma zamanı. 


Barış, yalnızca bir ritüelle değil; günlük yaşamın örgütlenmesiyle, toplumsal adaletin tesisiyle, yoksul halkların kaderine ortak olunarak inşa edilir. Hadi ortak olalım bu sürece. Barış önemlidir cümlesinin ötesine geçelim. 


O yüzden evet: Silahlar sustu, ama sözümüz daha yeni başlıyor.


Şimdi tekrardan söz sırası bizde. En güçlü sesimizle   sözümüzü söyleyelim. 


Artık bahane yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**