**"Sessizliğin Oturduğu Masa"**
**"Sessizliğin Oturduğu Masa"**
Denize bakan bir masa. Üzerinde yarım bir bardak çay.Tüten bir sigara, rüzgârla savrulan külü. Ve boş bir sandalye...
Ama hayır, bu masa gerçekten boş değil. Orada biri vardı. Hâlâ da var aslında. Ama görünmüyor. Ya da artık görünmek istemiyor.
Kimileri buna gitmek der. Kimileri unutulmak.
Ama bazen bir insan, hiçbir yere gitmeden kaybolabilir.
Beden aynı şehirde, aynı evde, aynı masada kalır da
ruh çoktan başka bir yöne sapmıştır. Hayatın içinden silinmenin en sessiz şeklidir bu: görün-
memek.
Ve görünmemek… çoğu zaman kaybolmaktır bu düzende. Çünkü bu dünya artık sadece sesini yükselteni duyar, kendini sürekli hatırlatanı “var” sayar.
Geri çekilen, içine kapanan, sessizleşen biri
bir sabah “yok” kabul edilir. Oysa o hâlâ vardır. Ama başka bir boyutta, başka bir dille.
Belki yalnızlıktır onu görünmez kılan. Belki de bu dünyada yanlış anlaşılmaktan yorulmuştur artık.
Çayını yarım bırakması, bir sohbete değil, bir iç hesaplaşmaya aittir. Sigara, sohbetin değil, kendiyle mücadelesinin dumanıdır. O masa, bir kafeteryada değil, kendi zihninin kıyısındadır.
Bazı insanlar yalnız kalmaz, yalnızlığa dönüşür.
Ve yalnızlık öyle bir şeydir ki, seni önce görünmez kılar, sonra da senin kim olduğunu sana unutturur. Daha sonra seni başka bir sen yapar.
Ama tam da orada başlar dönüşüm. Çünkü yalnızlık, sadece bir çöküş değil, aynı zamanda bir uyanıştır.
Kabuğuna çekilen insan, kendi karanlığında bir ışık arar. Ve daha parlak bir ışıkla döner yaşama.
Ve bazen kaybolmak, kendini yeniden bulmanın tek yoludur.
O yüzden o boş sandalyeye öyle bakma. Orada görünmeyen biri var. Sadece senden değil, kendinden bile saklanıyor belki. Ama dönüşüyor.
Çünkü hayat bazen bir sigaranın külünde,
yarım kalan bir bardak çayın buğusunda
yeni bir yola çıkarır insanı.
Kendi içinin kıyısına varan biri, bir gün yeniden yürümeye başlar. Bu defa görünmek için değil, var olmak için, var etmek için.
Yorumlar
Yorum Gönder