**"Sanayi Göçü: Kumaşın Söküğü, Motorun Susuşu, Emeğin Sürgünü"**

 **"Sanayi Göçü: Kumaşın Söküğü, Motorun Susuşu, Emeğin Sürgünü"**


Bir kaç gün önce ilerleyen yaşına rağmen hala mücadeleyi bırakmayan, ik gönlü heyecanıyla büyük insanlığın sorunlarıyla ilgilenmekten hiç vaz geçmeyen sevgili abim Gültekin Yucesan ile bir sohbette bu ülkenin sanayisinin en önemli kalemlerinden biri olan tekstil ın Mısır'a taşındığını ve şimdilik ülkede 300 bin kişinin bu yüzden işsiz kaldığını şöyle ayak üstü konuştuk. 


Neden gidiyor tekstil sanayicisi? Neden Mısır'ı tercih ediyor diye sorguladık. Bu konuda biraz okuma yapınca bu sorunun sadece tekstilde değil otomotiv sektörü gibi lokomotif sektörlerde de yaşandığını, ünlü otomobil markalarının Türkiye yatırımlarını durduğunu da gördük. 


Bunun sebepleri üzerine bayramı da fırsat bilerek çeşitli yerlerden okumalar yaptım. Şimdi çıkardığım sonuçları , sorunun sebeplerini kendimce aktarmaya çalışacağım.  


Bsşlayalım bakalım ;


Bir ülkenin büyümesini ölçmek istiyorsanız, ihracat rakamlarına değil; atölyelerin, fabrikaların sabah kaçta açıldığına, kaç kişinin başında olduğunuza, ve bir yıl sonra o fabrikanın hâlâ orada olup olmadığına bakın.


Türkiye'de bugün tekstilci Mısır'a, otomotivci Sırbistan’a, yazılımcı Estonya’ya, çiftçi Almanya’nın tarlalarına gidiyor. İhracat artıyor ama üretici kaçıyor. Kur artıyor ama döviz gelmiyor. Fabrikalar çalışıyor ama işsizlik bitmiyor. Tuhaf bir denklem bu: Hesaplar büyüyor ama hayat küçülüyor.


Enflasyon ve Kur: Ekonomik Bir Yanılsama


Evet, klasik ekonomi dersinde şöyle yazıyor: “Yüksek döviz kuru, ihracatı artırır.” Teoride güzel ama Türkiye pratiğinde işler böyle yürümüyor. Çünkü yüksek kur, sadece ürününüzü değil, girdinizi de pahalılaştırıyor. Biz pamuk üretmiyoruz, iplik dışarıdan. Makine dışarıdan. Kimyasal dışarıdan. Enerji dışarıdan. Yani kur artarken, ihracatçının maliyeti de artıyor.


Bir de üstüne enflasyon biniyor. Her sabah yeni fiyat listesiyle uyanıyorsun. İşçiye zam yapman gerek ama o zam, henüz üretim hattına ulaşmadan eriyip gidiyor. Finansman desen, faizler zaten ayrı bir yangın. Bugün plan yaptın mı, yarın yıkılıyor. Böyle bir ortamda kimse yatırım yapmaz, ancak bavul hazırlar.


Tekstilcinin Bavulu Hazır: Neden Mısır?


Türkiye'nin en emek yoğun sektörlerinden biri olan tekstil, artık Türkiye’de değil. Nereye gidiyor? Mısır’a.


Neden mi? Çünkü orada:


-Enerji daha ucuz.


-İşçilik maliyetleri daha düşük.


-Devlet, serbest bölgelerde yatırımcıya teşvik veriyor.


ABD ile yapılan QIZ anlaşması sayesinde ( Mısır ve Ürdün'de belirli sanayi bölgelerinde üretilen ve içinde belirli oranda İsrail girdisi bulunan ürünlerin, ABD'ye gümrüksüz ihracatını sağlayan ticaret anlaşmasıdır)  gümrüksüz ihracat mümkün.


Ve daha önemlisi: Orada kur sabit, belirsizlik az. Yani tekstilci sabah uyanınca “Bugün ne kadar zarar ettim?” diye değil, “Bugün ne kadar satabilirim?” diye düşünüyor. Bu bile başlı başına bir tercih sebebi.


Otomotiv: Motor Sesi Sönüyor


Sadece tekstil değil. Otomotiv de kaçıyor. Bursa’daki yan sanayi, Eskişehir’deki dökümhane artık rekabet edemiyor. Yatırımcı Sırbistan’a, Polonya’ya, Fas’a gidiyor. Çünkü orada hem AB’ye yakınsın, hem de asgari ücret bizden daha düşük. Türkiye’nin “lojistik üstünlüğü” artık karın doyurmuyor. Kur artıyor ama yatırım gelmiyor. Çünkü üretim sadece ucuz emek değil; istikrar, hukuk, öngörü ve planlama işi.


 Beyin Göçü: Sadece Kol Değil, Akıl da Gidiyor


Teknoloji sektöründe de tablo farklı değil. Yazılımcılar, mühendisler, genç girişimciler ülkeyi terk ediyor. Bunun nedeni sadece ekonomi değil. Aynı zamanda özgürlük, ifade alanı, sosyal yaşam. Eskiden insanlar beyin göçüyle giderdi, şimdi kalp göçüyle gidiyor. Umudu taşıyarak.


Tarım: Traktörü Bırakıp Kamyon Kasasına


Köylü, çiftçi... Enflasyonun en sessiz kurbanı. Mazot olmuş altın. Gübreye bakan el yanıyor. Tohumu, ilacı dövizle alıyor ama ürünü iç piyasada satıyor. Ve bu koşullarda hâlâ “çiftçi destekleniyor” deniliyor. Oysa çiftçinin destek değil, yaşama hakkı talebi var. Bu yüzden genç çiftçi yok. Tarlalar terk ediliyor, traktörler satılıyor. O traktörün yerine bugün Almanya’ya gitmek için pasaport kuyruğuna giren gençler geçiyor.


Peki Ne Kaldı?


-Sanayi gidiyor.


-Tarım çöküyor.


-Yazılım beyin göçüne uğruyor.


-İşçilik değerini yitiriyor.


-Girişimci kaçıyor.


Ama biz hâlâ ihracat rekorlarıyla övünüyoruz. Oysa bu ihracat, içi boşalan bir binanın son kalan eşyalarının taşınması gibi. Parça parça satıyoruz umudu. Paket paket gönderiyoruz emeği. Döviz geliyor, ama üretim gidiyor.


Bugün Türkiye'de ihracat artıyor çünkü içeride yaşanacak bir şey kalmadı.


Son Söz:


Ekonomide asıl ihracat kalemi artık “üretici”. Kumaşı da, makineyi de, beyni de, umudu da gönderiyoruz. Bu göçü sadece ekonomiyle açıklamak eksik olur. Bu bir sistem sorunu. Bu, yönetememe sorunu.


Ve unutmayalım: Bir ülke ancak üretirse ayakta kalır. Yoksa ne kadar ihracat yaparsanız yapın, sattığınız aslında kendi geleceğiniz olur.


Şimdilik bu kadar dostlar. Ekonomik kriz sebebiyle bir bayramı evde geçirmenin, kendine bu şekilde zaman ayırmanın da insana faydası var işte. Kendini kitaplarıns ve çeşitli makaleleri okumaya veriyorsun. 


Her ne kadar mutluluğu ararken sorunlar yaşıyorsan da aslında mutluluğun tek parametresi olmadığını da öğreniyorsun. Okuyor, üretmeye çalışıyor ve büyük insanlık için hizmetle mutlu oluyorsun. 


Umarım asıl mutluluğu insanlığın kurtuluşunda yaşarız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**