**"Kuşak ve Yol: Sermayenin Yeni İpek Oyunu"**

 **"Kuşak ve Yol: Sermayenin Yeni İpek Oyunu"**


Son zamanlarda Yeni İpek Yolu üzerine çokça yazı okudum. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni anlamaya çalışırken, bazı dostlarla ve yoldaşlarla yaptığımız uzun sohbetler zihnimde yeni pencereler açtı.


 Suriye’nin yeniden dizaynı, Kürt meselesindeki kırılmalar, Lazkiye limanının geleceği, Mersin üzerinden yürütülen lojistik hamleler, İran ile İsrail arasındaki örtük ve açık savaş hâli, bunların hepsi aslında bir büyük oyunun parçası gibi duruyor.


Çin, ABD, AB ve Rusya arasında yürüyen bu yeni ekonomik savaş; görünürde limanlar, demiryolları ve enerji hatlarıyla ilgili. Ama özünde, sermayenin kâr oranını sürdürebilme mücadelesi var. 


Çin, bir yandan Afrika’ya, Orta Asya’ya ve Latin Amerika’ya uzanırken; diğer yandan Türki  Cumhuriyetlerine, Afganistan’a “yardım” paketleri ve karşılıksız altyapı kredileri gönderiyor. 


Zengezur Koridoru tartışmaları, sadece

Ermenistan-Azerbaycan gerilimi değil; Çin’in Avrasya’daki kuşatmasını da içeriyor.


Bu bağlamda Kuşak ve Yol Girişimi, artık sadece bir ekonomik proje değil; çok kutuplu dünyanın sermaye güzergâhı hâline geliyor. 


Limanlar, artık sadece gemilerin yanaştığı yerler değil; jeopolitik restleşmelerin, diplomatik şantajların ve sınıfsal tahakküm biçimlerinin düğüm noktaları. Türkiye’nin Çin ile yakınlaşması, sadece bir demiryolu anlaşması değil; bir sınıf tercihi. Kendi sermaye sınıfının çıkarlarını düşünerek projeye dahil oluyor. 


İşte bu yazı, bu sınıf tercihlerini tartışmak, limanların ardındaki sermaye birikim ilişkilerini çözümlemek, ve en çok da “kimin kalkınması?” sorusunu sormak için yazmaya çalıştım. 


Dediğim gibi pek çok yazı ve kaynak okudum. Ulaşabildiğim kadarıyla veya becerebildiğim kadarıyla. Çok da sohbetler ettim dostlarla, sohbetlerde ilginç konular da vardı ama bunlarla ilgili bilgilere ulaşamadığım için pek çoğuna girmedim. Çünkü ispat isteyen konulardı. 


Çin’in Komünist Partisi liderliğindeki bu projeyi değerlendirirken, meseleyi yalnızca teknik altyapı yatırımları veya dış ticaret artışı olarak görmek yanıltıcı olur. 


Kuşak ve Yol, Çin’in elindeki fazla sermaye ve üretim kapasitesini ihraç etmenin; aynı zamanda Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki kamu hizmetlerini ve stratejik altyapıları Çinli şirketler aracılığıyla sermayeye açmanın projesidir.


 Bu bir “kalkınma yardımı” değil, birikim rejiminin uluslararası tahkimidir.


Çin, ABD hegemonyasına karşı çok kutuplu dünya vizyonunu dile getirirken, öte yandan 146 ülkeyle Mutabakat Zaptı imzalayarak kendi jeoekonomik etki alanını örmektedir.


 Afrika’nın 53 ülkesinden Orta Asya’daki

cumhuriyetlere, Latin Amerika’dan Türkiye’ye kadar geniş bir coğrafya BRI ((Belt and Road Initiative) adı altında altyapı kredilerine, liman işletmelerine, enerji projelerine açılmaktadır.


 Bu tablo, Marksist bir bakışla değerlendirildiğinde, kapitalist üretim tarzının daha önce ulaşamadığı bölgelere sermaye ilişkilerinin taşınması anlamına gelir.


Kuşak ve Yol, birçok ülke için altyapı açığını kapatma fırsatı sundu. Ancak bu fırsatlar çoğunlukla Çin’in kamu bankaları tarafından borçlandırma modeliyle yürütüldü. 


2013–2021 arası 240 milyar dolar kurtarma kredisi verilmiş olması, kapitalist merkezlerin klasik borçlandırma taktiğini hatırlatır. Sri Lanka’nın Hambantota Limanı örneği, bu sermaye ilişkilerinin nasıl stratejik varlık devrine dönüştüğünü açıkça ortaya koyar.


Marksizm açısından burada asıl mesele, “borç verenin kim olduğu” değil, borçlandırma

mekanizmasının sınıfsal ve yapısal bir bağımlılık yaratıp yaratmadığıdır. 


Çin, Batı’ya göre “daha adil” olabilir; ama kapitalist mantıkla çalışan her kredi, işçi sınıfının geleceğini ipotek altına alan bir tahakküm aracıdır. 


Türkiye, 2015’te Çin ile imzaladığı Orta Koridor anlaşmasıyla BRI projesine entegre oldu. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu, Marmaray hattı ve Çinli şirketlerin liman yatırımlarıyla Türkiye, Avrasya taşımacılığının lojistik üssü haline geliyor. Peki bu iyi bir şey mi?


Sorulması gereken şu: Bu yatırımlar kimin çıkarına? Çin malları daha hızlı Avrupa’ya ulaşırken, Türk işçisine ne düşüyor? Lojistik merkezler kurulurken kamu mülkiyeti mi gelişiyor, yoksa altyapıların mülkiyeti ve işletmesi küresel şirketlerin eline mi geçiyor?


Kuşak ve Yol’da Türkiye’nin rolü, bağımsız

kalkınmanın değil, Çin sermayesinin geçiş güzergâhı olmanın ötesine geçememektedir.


Alternatif Ne Olmalı?


BRI’a karşı çıkmak, kalkınma karşıtlığı değildir. Mesele, kimin kalkınacağıdır. Çin’in “kazan-kazan” söylemi, aslında işçi sınıfları için “borç-ödeme” ilişkisidir.


 İhtiyacımız olan şey, altyapı yatırımları değil; bu yatırımların kamusal mülkiyet altında, emekçi halkın denetiminde olmasıdır.


BRI’ya katılan ülkelerde sosyalist partiler, sendikalar ve halk hareketleri bu projelerin sınıfsal içeriğini görmeli ve tartışmalıdır.


 Çinli şirketlerin değil, halkın yararına projelerin nasıl geliştirileceği tartışılmalı; altyapı kalkınması uluslararası dayanışmayla, çevre ve emek haklarına duyarlı biçimde örgütlenmelidir.


Kuşak ve Yol, yeni bir emperyalizm biçimi mi? Belki klasik anlamda değil. Ama sermayenin mekânsal krizlerine verdiği bir yanıttır. Marksist teori, sermayenin sürekli genişleme eğilimini tanımlar. BRI, Çin sermayesinin genişleme aracıdır.


Çin’in sosyalist mi yoksa devlet kapitalisti mi olduğu tartışmaları bir yana; bu projede işleyen mekanizma, üretim araçlarının özel ya da kamusal mülkiyetinden çok, hangi sınıfın çıkarına işlediğidir. Ve bu proje, halktan çok sermayenin çıkarına işliyor.


Bu nedenle, BRI ne Marshall Planı’dır ne de Üçüncü Dünya’nın kalkınma reçetesi. Bu, sermayenin yeni güzergâhıdır.


Evet sevgili dostlar, aslında bu yazı daha geniş bir yazıyı gerektiriyor ama şimdilik burada bırakalım. Belki daha sonra geniş ,ayrıntılı bir yazı olarak yazılabilir . 


Sermaye kendisi için her türlü adımı ve örgütlenmeyi uluslararası boyutlarda geliştirirken ve bunun için kendi aralarında vekalet savaşları örgütlerken işçi sınıfı ve halklar hala kendileri için bir dünya hayali bile kurmaktan uzak. Sosyalistler artık öne daha örgütlü çıkmalı uluslararası bağlarını onlar da bu projelere karşı kurmalıdırlar. 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**