**'Kant’tın Diliyle Sevdaya Mektup"**
**'Kant’tın Diliyle Sevdaya Mektup"**
Trabzon, bir sıcak yaz akşamı...
Zira seni hâlâ bir kelimeyle anlatamıyorum; çünkü sen ne bir nesnesin ne de sadece görünen bir şey…
Aklımla seni çözmeye çalıştım: tek misin, çok mu? Mecbur muyum sana, yoksa gönüllü müyüm? Sebebin ne, sonucum ne?
Ama hiçbir cevabın içine tam oturmadın. Sen, sevgili kadın, iç yüzü bilinmeyen bir hakikat gibisin:
Dışını görüyorum, ama içindeki sırrı asla tam bilemiyorum.
Seni gördüğümde içimde bir sevinç kabarıyor; ama bu ne çıkar gözeterek açıklanabilir ne de sadece kalbimin çarpıntısıyla…
Galiba bu, karşılıksız bir hoşluk duygusu. Senin gözlerin bana güzelliğin en sade, en gösterişsiz halini düşündürüyor.
Ama ne kadar düşünsem de, ellerini tutmadan seni anlayamıyorum.
Seninle konuşmak, yaşanarak öğrenilen bir şey gibi geliyor bana: Ne kadar hayal kurarsam kurayım, yüzünü görmeden hiçbir şey tam değil.
Ama seni hayal etmek de umut dolu bir şey;
sanki seni hiç görmesem de bir yerlerde var olduğunu hissediyorum.
Aşkını istesem sanki bencilce olur; istemesem kalbime ihanet gibi. Ben seni öyle bir seviyorum ki,
herkes sevdiğini böyle temiz, dürüst ve karşılık beklemeden sevsin istiyorum.
Sadece ben değil… Tüm dünya aynı duyarlılıkla sevsin.
Ama...
Zaman neden bu kadar yavaş geçiyor? Çünkü seni bekliyorum.
Yoksa gerçekten böyle mi işler zaman? Belki de sen olmayınca saatler bana işkence gibi geliyor.
Ve evet... Seni asla tam olarak anlayamayacağımı da biliyorum. Ama belki de, tam da bu anlaşılmazlığın yüzünden sana bu kadar yakınım.
Saygıyla ve kalbinin kıyısına demir atmış tüm duygularımla,
Yorumlar
Yorum Gönder