**"İlmik"**

 Yeni bir deneme... 


**"İlmik"**


Olmayınca olmuyor... 


Bazı şeyler, ne kadar uğraşsan da seni olmamışlığın o karanlık suyunda yüzmeye mahkûm ediyor. 


Hayat, bir kuyunun içi gibi: Ne kadar bağırırsan o kadar yankını duyarsın. Ve bazen, çaban da, sesin de, içtenliğin de boşlukta kaybolur. Bir yankı olarak döner sana, tanımadığın bir ses gibi.


Bir insan, geçmişini omuzlarında taşır aslında. Sırt çantasına değil, omurgasına yüklenmiştir yaşadıkları. 


Her adımda biraz daha kambur eder seni. Zamanla kamburun altında karakterin oluşur. İnsan, hatalarıyla biçimlenir; pişmanlıklarıyla yoğrulur.


 Çünkü zaman sadece ileri doğru akar ama içimizdeki zaman hep geri döner. O hatalı bakışlar, söylenmemiş sözler, söylenmiş ama yerini ysnlış bulmuş veya hiç bulamamış cümleler… Hepsi içimizde birer ilmik olur.


Ve işte hayat: sabırla örülen bir halıdır. Her gün, her karar, her suskunluk bir ilmik. Ve o ilmiklerden bazıları eğri düşer. Önce fark etmezsin, desenin içinde kaybolur sanırsın. 


Ama zaman geçtikçe, tüm desenin dili değişir. O tek yanlış,belki pek çok yanlış ve pek çok doğru yankılanır. 


Renkler değişir, gölgeler başka bir yere düşer. Hayat dediğin halı, bir masal gibi olmaktan çıkar, ağırlığını hissettiren bir gerçekliğe dönüşür.


Zamanı durdurmak istersin… Ama zaman, insanı dinlemez.


Geçmişe dönmek istersin… Ama geçmiş, seni geri çağırmaz.


Ve hayat, senden hep "şimdi" ister.  Geçmişi de geleceği de şimdi ister. Hep her an yanındadır ikisi de. 


Ama şimdi dediğin şey, geçmişin yankılarından, geleceğin belirsizliğinden, bugünün sancısından dokunmuş bir an’dır.


 Bu yüzden şimdiyi yaşamak, geçmişle barış yapmayı, gelecekle ateşkes imzalamayı gerektirir.


Çünkü hayat sadece başarılarla değil, hatalarla da örülür. Çünkü mutlu anlar, pişmanlıkların gölgesinde daha parlak görünür. Çünkü her insan, kendi yanlışlarının toplamıdır biraz da.


Ve bir gün gelir, seni en iyi tanıyanlar bile seni anlamaz. Çünkü onlar senin geçmişteki haline takılı kalmıştır. Oysa sen, o eski ilmiklerden yeni desenler çıkaran, kendini defalarca söküp yeniden ören bir dokumacısısındır artık kendi hayatının. Ama onlar seni hâlâ eski deseninle tanır. Yeni dokumalarına bakmaz bile. 


Hayat, yeniden dokunmaz aslında. Çünkü her söküş, aynı zamanda bir yitiriştir. İçine işlemiş o güzel desenleri, bir daha aynı incelikle işleyemeyeceğini bilirsin. Ve yeni halı, eksik olur; biraz daha yorgun, biraz daha suskun…


Ama belki de budur insanı insan yapan: O hatalı ilmiklerle birlikte yaşamak… Onlarla birlikte yürümek… Çünkü o yanlış ilmikler olmasaydı, ne öğrendiğin olurdu ne de büyüdüğün.


İnsan, hatalarıyla gölgelenir ama pişmanlığıyla aydınlanır. Ve belki de mutluluk, doğruyu yapabilmekten değil; yanlışları affedebilecek cesareti bulmaktan geçer.


Sonuçta hayat bir halıdır; içinde eğriler, doğrular, sökülen iplikler ve yeniden atılan düğümlerle bir bütün. Ve o bütün, seni sen yapan tek şeydir.

Eksik, yamalı, ama gerçek.


Hiç bırakmıyor insanı ne söylediği bir söz, ne yaptığı bir hata. Bunları bırakmadan silip atmadan geleceği yeniden kurmak mümkün görünmüyor. 


Kısa bir zaman dilimi aralığında yok olup gitmeden önce yaşadım ben de diyebilmek adına bu yükü atmalı üstünden insan. 


Hadi atalım, zaman çok daraldı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**