**" CHP’de Neler Oluyor?"**

 **" CHP’de Neler Oluyor?"**


Ben bu ülkenin sıradan bir vatandaşıyım. Her gün pazara çıktığında filesi boş dönen, faturaları öderken boğazı düğümlenen, çocuklarına bakarken içi burkulan milyonlardan biriyim.


Ama ben sadece dertleri olan biri değilim. Ben bu ülkenin daha iyi olabileceğine de inanan biriyim. Çünkü yıllardır bizi ezen bu sistemin değişmesi gerektiğini düşünen, yeni bir nefes arayan,emek, özgürlük, eşitlik,hak, hukuk, adalet ,hatta devrim diyen milyonlardan biriyim.


Milyonlar devrim mi diyor diyeceksiniz. Sokaklarda gördük ; hak, hukuk, adalet, emek, özgürlük sloganları aslında birer devrimi isteme sloganlarıdır. Çünkü bunların tek çözüm adresi orasıdır. 


Ve şimdi... Son 25 yıldır yaşadıklarından bunalan, her geçen gün daha da fakirleştirilen, çocuğu için bir gelecek tasavvur edemeyen, umut olması gerekenlerin de güçsüz olduğu bir ortamda bir küçük nefes için "umudunu" temsil etmesi gereken bir partinin, yani CHP’nin, kendi içinde ne yapacağını bilemez halde kıvranmasını izliyorum.


CHP’de geçtiğimiz aylarda yeni bir kurultay yapıldı. Özgür Özel genel başkan seçildi. Ama şimdi bazı isimler bu kurultayın iptal edilmesi için dava açtı.

30 Haziran’da bu davanın duruşması var.


Eğer mahkeme “Bu kurultay geçersiz” derse, işin ucu kayyuma kadar gidebilir diyorlar. İşte tam bu noktada, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ortaya çıktı: “Kayyum gelmesin diye partinin başına ben geçerim” dedi.


İyi de neden?


Sen bu partiyi yıllarca yönettin. Şimdi halk senin pasif, teslimiyetçi muhalefetinden kurtulmuş biraz değişim görmek isterken, sen niye yeniden dönmek istiyorsun? Geçmişte umut olmak için ne yaptın? 


Kılıçdaroğlu yıllarca muhalefet yaptı ama meydanlara inmedi. Halkın sesi olmadı. Sokaktaki işçiye, gençlere, emekliye dokunamadı.


O dönemlerde hep seçim odaklı, dikkatli konuşan, kavgadan uzak duran bir siyaset izledi. Ama halk artık şunu anladı: Bu düzen sadece seçimle değil, sokaktaki mücadeleyle değişir. Sokaklar giderek soğumaya başlasada 


Şimdi yeniden sahneye çıkıyor. “Korkmayın, ben buradayım” diyor ama bu ses artık güven vermiyor. Çünkü bu ses, çok kez denendi ve yenildi. Korkmayın değil, bence korkmalı. 


Bir zamanlar İstanbul’da seçim kazanıp kitlelere umut olan Ekrem İmamoğlu da sessiz şu günlerde.

Kılıçdaroğlu’na karşı açık bir şey demiyor. Çok üzüldüğünü söylüyor sadece. 


Halbuki umut taşıyan bir liderin, bu kriz anlarında susmaması lazım. Bu saldırıya daha net, daha sert cevap vermesi gerekmiyor mu? 


Sessizlik, sadece kararsızlık değil, bazen bir "umudun" yavaşça sönmesidir.


Bu ülkenin insanları, artık kendi partisinde bile kavga eden, halkı değil koltuğu düşünen siyasetçiler görmek istemiyor.


Kimin aday olacağından çok, kimin bu ülkeye gerçekten bir yol göstereceği sorusu önemli.

Biz bir seçim daha kaybedebiliriz ama bir umudu daha kaybedemeyiz diye konuşan insanlarla dolu sokaklar. Hatta seçim kaybetmeye bile tahammülleri yok artık. 


Eğer CHP, bu kavgaların içinde boğulursa, sadece bir parti değil, ona inanan insanların inancı da çöker.

Bu belki başka bir yol açar. Bu ihtimal var. Ama en tehlikeli ihtimal umutsuzluğun vermiş olduğu teslimiyet olur. Ki bu bütün geleceği etkiler. 


30 Haziran sadece bir mahkeme tarihi değil.

O gün bu partinin geleceği değil, halkın siyasete olan inancı da yargılanacak. Ve eğer hâlâ eski yöntemlerle, eski isimlerle yola devam edilirse…


O zaman bu ülkenin yoksulu, genci, kadını, işçisi kendi yolunu kendi açacaktır. Ve kimseye “beni kurtar” demeyecektir.


Çünkü bu halk, artık kurtarıcı değil, kendini anlayan bir yol arkadaşı arıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**