**'Bir Ülkeyle Dünyayı Değiştiremezsin, Ama Başlarsın"**

 **'Bir Ülkeyle Dünyayı Değiştiremezsin, Ama Başlarsın"**


Bazen düşünüyorum, kendi kendime. Diyorum ki: Madem dünya bu hale geldi, madem orman yanıyor, gökyüzü boğuluyor, insanlar toprağa düşmeden aç kalıyor  biz neyi bekliyoruz? Devrimi mi? Ekolojik dönüşümü mü? Yoksa hâlâ bir yerlerden “umut” ithal etmeye mi çalışıyoruz?


Bakıyorum dünyaya; kafamda döndürüp duruyorum şu soruyu: Tek bir ülkede sosyalizm mümkün mü? E, diyelim ki mümkün ,peki bu sosyalizm, doğayla barışık olabilir mi?


Bilmiyorum. Ya da biliyorum da, söylemesi ağır geliyor.


Çünkü şöyle oluyor: Bir ülke diyelim ki devrim yaptı. Toprak reformu, eşit ücret, kadın-erkek eşitliği, tamam. 


Ama sıra geliyor betona, asfalta, nükleere, fosile… Orada devrim birden “kalkınmacı” oluyor. “Yatırımsız devrim olmaz” diyorlar. Nehirleri baraja, ovaları maden sahasına, ormanları turizm rotasına çeviriyorlar.  Ee elbette bir planlama dahilinde. 


Böylede olsa Kapitalist dünyanın rekabetçi ve seni kar, rant olarak görmesi bu planlamayı zorluyor. Direnmek , ayakta kalma zorundasın. 


Çünkü kapitalist dünya, seni bir ülke gibi değil, bir şirket gibi görmek istiyor. Yatırıma aç, kâra muhtaç…


Ben bu yüzden tek bir ülkede sosyalizmin, kapitalist dünyayla çevrili bir serada domates yetiştirmeye benzediğini düşünüyorum. Kökü senin ama havası onların. Işığı senin ama suyunu onlar kesiyor.


Ama yine de… Bir yerden başlamak gerekiyor. Hem öyle yukarıdan direktifle değil, aşağıdan , halkın aklıyla, iradesiyle.


 Çünkü doğayı gerçekten koruyacaksan, planlamayı yaparken köylüyü, işçiyi, kadını, çocuğu, fırıncısını, marangozunu, hatta çobanını dinleyeceksin. Demokratik planlama budur. Doğaya sahip çıkmak, önce topluma kulak vermekle başlar.


Zaten israf dediğimiz şey sadece elektrik değil. İsraf edilen insan var burada. İşsizlikte, uyuşturucuda, savaşta, çöpte, betonda, göçmen kamplarında harcanan hayatlar var. Doğayı kurtarmak istiyorsan, önce bu israfı durduracaksın.


Bazıları çıkıyor diyor ki: “Efendim, devrim olacak ama şiddetsiz olsun.” İyi de yahu, bu sistem zaten şiddet. Açlık bir şiddet, işsizlik bir şiddet, kadın cinayeti bir şiddet. 


Bizim devrim dediğimiz şey, bu şiddeti ortadan kaldırma arzusudur. Mesele, koca sistemi halkla birlikte ve doğayla barış içinde aşabilmekte. Yoksa Tek ülkede sosyalizm’in fabrikasında doğa ne yapsın?


Herkesin bildiği ama dillendirmediği bir şey var: Bu iş sadece bireysel çöplerimizi ayırarak olmaz. Yeşil ampulle devrim yapılmaz. Bunu önce ben kendime söyledim, sonra buraya yazıyorum.


Çözüm mü?


Toplumun her kesiminin  ; çiftçi, işçi, öğrenci, ev kadını, işsiz genç, ortak bir ekososyalist vizyonla bir araya gelmesi. 


Ama öyle akademik raporlarla değil, mahalle meclisleriyle, bostanlarla, kooperatiflerle, halk toplantılarıyla. Yani önce biz yapacağız, sonra başkaları duyar. 


Yoksa önce Avrupa fonu, sonra doğa aşkı... Eh, buna da kapitalizm “yeşil kalkınma” diyor zaten. Adı güzel, kendisi bildik.


Şunu öğrendim: Ya hep birlikte doğayla uyumlu bir toplum kurarız ya da tek tek tükeniriz. Kimi gıdadan, kimi sudan, kimi yoksulluktan… Ama hepimiz aynı gökyüzünün altında, aynı sistemin kurbanlarıyız.


Ve ben artık biliyorum: Bir ülkeyle dünyayı değiştiremezsin, ama başlarsın. Yeter ki başladığın yer halkın kalbi, doğanın dili olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**