**"Adamlık Enkazında Yoldaş Aramak"**
**"Adamlık Enkazında Yoldaş Aramak"**
Bu deneme yazı feodal kalıpların içimizdeki izlerini ve dönüşüm sancılarını anlamaya çalışan, yaşadığımız dünyayla bir hesaplaşma. Erkeklik, adamlık üzerine bir kaç söz için yazıldı.Biraz uzun oldu, ama sabır gösterirseniz beraber düşünebiliriz.
Feodal erkekliği yerle bir etmek için o kadar uğraş, düşün, öz eleştiri ver, dönüşümün izini sür… Ama ilk çelişkide, o enkazın üzerine yeniden bir kahraman anıtı dikilmesini beklensin . "Adam gibi davran" denilsin. Üstelik bunu diyen, birlikte değişmek isteyen kişi olsun.
Bu bir ironi değil, bu bir çelişki. Ve tam da bu çelişki, içinde yaşadığımız sistemin duygusal haritasını açığa vurur.
Oysa gerçek dönüşüm, sahiplenmenin romantize edildiği bir “adamlık” duygusuyla değil; yoldaşlıkla, birlikte sınıfı yıkma iradesiyle mümkündür.
Çünkü kadın ve erkek, bu sistemde yalnızca cinsiyetleriyle değil, sınıflarıyla da kuşatılmıştır. Ve o kuşatma, yalnızca ekonomik değil; duygusal, psikolojik ve kültüreldir.
Birçok kadın, özellikle de dönüşüm arzusunu içinde taşıyan kadınlar, eşitlik isteyen bir dil kurar. Ama bu dil, çatışmanın ve riskin ilk anında, sistemin tanıdık kodlarına geri çekilir.
Çünkü mevcut dünya, kadına şunu öğretmiştir: “Kendini güvenli hissedeceksen, adam gibi birine yaslan.” Bu, bir özlem değil; bir savunmadır. Duygusal bir refleks değil, tarihsel bir kalıptır.
Freud’un “babasal yasa” dediği şey burada devreye girer. Lacan’a göre özne, hep eksik bir varlıktır. Bu eksiklik, ötekiyle tamamlanmak istenir. Kadın için “adamlık” bu eksikliği dolduran şey olur; erkek için ise, o eksikliği bastırmak adına dikilen bir heykel.
Ama bu heykel kırılmalı. Çünkü o “adam” figürü, sadece kadını korumaz, aynı zamanda onu sınırlar. Ve erkek, o figürle özdeşleştiği sürece kendini de yeniden tutsak eder.
Devrimciliğiyle övünür ama öfkesinde hâlâ sahiplik, “sana bir şey olursa kendimi affetmem” cümlesinde hâlâ kontrol, şefkatinde bile hiyerarşi taşır.
İşte bu yüzden feodal erkeklik sadece köyde, camide, tarlada değil; sokakta devrim sloganı atan erkekte de yaşar.
Şiir yazan, kitap okuyan, eyleme giden erkekte de kendine yer bulur. Adamlık, sadece küfürde, şiddette değil; koruma kisvesi altındaki iktidarda yaşar.
Simone de Beauvoir der ki: Kadın doğulmaz, kadın olunur. Bu, toplumsal cinsiyetin inşa edildiğini anlatır. Ama aynı cümleyi tersinden okumak gerekir: Erkek olunmaz, adam olunur. Ve “adamlık”, sadece erkekliği değil; iktidarı da yeniden üretir.
Toplumsal olarak bize sunulan aşk formülü, hâlâ Romeo’nun Juliet’i için kendini feda etmesi, Leyla’ya kavuşamayan Mecnun’un çöllere düşmesi biçiminde işlemeye devam ediyor.
Bu anlatıların merkezinde bir erkek figürü vardır: koruyucu, tutkulu, sahiplenici. Yani “adam gibi adam.” Bu figür, kadın için bir güvenlik duygusu taşır ama aynı zamanda onun özne olma arzusunu bastırır.
Bugün birçok kadın, dönüşümden söz ederken, bir yandan da bu “güvenli figür”ü kaybetmekten korkar. Erkek ise dönüşmek ister ama bu dönüşüm, onun içindeki kahramanlık mitini bozar.
Ve orada başlar asıl yıkım: iki kişi de kendi içindeki iktidar mirasını yıkmak yerine, birbirine ayna tutmaya başlar.
Ama o aynada hâlâ adamlık görülüyorsa, yoldaşlık kurulamaz.
Marksist kuram bize gösterir ki, bireyin bilinç yapısı, maddi üretim ilişkileri tarafından belirlenir. Kapitalizm yalnızca fabrikada üretim yapmaz; aynı zamanda evde, sokakta, yatakta da üretim yapar.
Kadınlık, erkeklik, ilişki, aşk… Bunların hepsi kapitalist ideolojinin biçimlendirdiği duygusal formatlardır.
Bir kadın, erkekten “adamlık” talep ettiğinde; o da bu sistemin yeniden üretiminde rol alır. Çünkü “adam” olan, artık sorgulayan değil, sahip çıkan olur. Ve sahip çıkmak, eşitlik değil, denetim içerir.
Tıpkı “bu halk cahil, onu biz kurtaracağız” diyen devrimcilerin, halkın öznesi değil vesayeti haline gelmesi gibi...
Oysa yoldaşlık başka bir şeydir. Sahiplenmek değil; birlikte yürümek. Korumak değil; dayanışmak. Kahraman olmak değil; birlikte hayatta kalmak.
Her enkaz, bir şeyin yıkımı kadar, bir başka şeyin inşası için fırsattır. Ama o enkazın üstüne yeniden adamlık heykeli dikiliyorsa, değişim orada son bulur. Yoldaşlık ise, o heykeli birlikte yıkmayı göze almaktır.
Şimdi soralım: Gerçekten birlikte değişmek mi istiyoruz, yoksa sadece dönüşmüş gibi görünen ama eskiye benzeyen rollerle oynamaya devam mı ediyoruz?
Dönüşüm cesaret ister. Erkekten adamlığı, kadından o “adamlık”a duyduğu arzuyu söküp atmasını… Aşkı yeniden kurmak, önce yoldaşlıkla başlar. Ve hiçbir devrim, içerideki adamlık yıkılmadan tamamlanmaz.
Yorumlar
Yorum Gönder