**"YENİ ANAYASA, ESKİ YÜZLER"**
**"YENİ ANAYASA, ESKİ YÜZLER"**
“Tekrar aday olmayacağım” dedi. “Yeni anayasayı kendim için değil, ülkem için istiyorum” diye ekledi. Bu sözleri sarf eden kişi, 20 yılı aşkın süredir bu ülkenin kaderini kişiselleştiren bir siyasi figür. Yani bu açıklamalar, Erdoğan’a ait. Evet, yanlış duymadınız. O Erdoğan.
Bugün geldiğimiz noktada, halkın hayatını cehenneme çeviren neoliberal politikaların, tek adam rejiminin ve kurumsuzlaştırılmış bir devlet yapısının mimarı, “artık yeter” diyormuş gibi yapıyor. Ama dikkat: Burada bir emeklilik duyurusu değil, sistemin cilalanmış yeni versiyonunun lansmanı yapılıyor. Hem de “sivil anayasa” ambalajıyla.
Bugüne dek ne zaman “sivil anayasa” denilse, işçiler için daha fazla sendikasızlık, kadınlar için daha az hak, Kürtler için daha fazla inkar, gençler için daha fazla işsizlik çıktı o zarftan.
Şimdi de benzer bir süreç işletiliyor: Toplumun gerçek sorunları görünmez kılınırken, sistemin kendini restore etme ihtiyacı “demokratikleşme” söylemiyle pazarlanıyor.
Erdoğan’ın yeni anayasa çağrısı, aslında bir rejim güncellemesidir. Kendi meşruiyetini üretmekte zorlanan sistem, “yeni bir kitapçık”la nefes almaya çalışıyor.
“İlk dört maddeye dokunmuyoruz” denirken, geriye kalan her şeyin pazarlık konusu haline gelmesi, bu sürecin amacını açıkça gösteriyor: daha otoriter, daha merkezileşmiş, daha şirketleşmiş bir devlet yapısı.
Öte yandan PKK’nin fesih kararı üzerinden yürüyen sürece dair yaptığı açıklamalar, bir başka restorasyon hamlesini işaret ediyor.
“Silahlar gömülmüyor, bırakılıyor artık” diyen Erdoğan, çözüm sürecinin ruhuna değil, kontrolüne talip. Ne bir hak tesliminden, ne de demokratik bir çözüme dönük iradeden söz ediyor. Sadece iktidarın işine yarayacak bir denge arayışından...
Burada da dikkat edilmesi gereken şey şu: Kürt meselesi, yine bir pazarlık masasına konulmuş; muhataplar değişmiş, ama oyun aynı kalmış. Şam’la temastan Trump’la randevuya, İran’la eşgüdümden Avrupa’ya sinyal vermeye uzanan bu denklemde halk yok, eşitlik yok, barış yok. Varsa yoksa devlet aklı.
Ve tabii muhalefete taş: “Sürekli erken seçim diyorsunuz.” Oysa Erdoğan’ın bütün seçimleri, birer olağanüstü hal mühendisliğiyle şekillenmişken; ülke 20 yıldır istisna rejimi altında nefes alamaz hale gelmişken, erken seçimden yakınması bir ironi değil de nedir?
Ama asıl mesele, erken ya da geç seçim değil. Mesele şu: Erdoğan gerçekten çekilse bile, Erdoğan düzeni kalmaya devam edecek mi? Bu ülkede artık bir tek kişinin değil, bir zihniyetin devri kapanacak mı?
Bugün Erdoğan “aday değilim” diyorsa, bu onun halktan elini eteğini çektiği anlamına gelmiyor. Aksine, kurduğu rejimin yeni versiyonunun taşlarını döşemekle meşgul. Yani;
Erdoğan gitse bile, Erdoğanlık baki kalsın istiyorlar.
Ve biz biliyoruz: Anayasa sadece bir kâğıt değil, sınıfsal bir mutabakattır. Bizim “anayasa” dediğimiz şey; işçinin canı, kadının hakkı, doğanın direnişi, Kürt halkının iradesiyle yazılır.
Gelecekse eğer bir sivil anayasa; o, saraylarda değil, sokaklarda yazılacaktır.
Yorumlar
Yorum Gönder