**"Mutluluk Bir Rüyadır, Uyandığında Yalnızlıktır
Bir film izlerken içinde geçen bir konuşmadan " Mutluluk bir rüyadır, her şey uyanıncaya kadardır" cümlesinden yola çıkarak oluşturulmuş bir denemedir.
**"Mutluluk Bir Rüyadır, Uyandığında Yalnızlıktır"**
Bir otobüs düşlüyorum; içinde dostların, arkadaşların, terk ettiğim ya da beni yarım bırakan herkesin oturduğu…
Hepsi birer siluet, birer gölge… Yol boyunca bir şeyler umuyorum: belki bir konuşma, belki bir teselli, belki bir sarılış.
Ama otobüs son durağa vardığında, anlıyorum ki; herkes kendi durağında çoktan inmiş, ben ise hâlâ onların hayalindeki koltuklara bakarak yaşıyorum.
Hayat, kendi planını yaparken bize düş kurma izni veriyor sadece. Uyanınca kalıyor elimizde: biraz ter, biraz yorgunluk, biraz boşluk.
Mutluluğu bir durak sanıyoruz; varınca ineceğimiz, oturup bir çay içeceğimiz bir yer. Ama mutluluk, çoğu zaman varılmayan bir yer.
Çünkü her varış, yeni bir yoksunluğun başlangıcıdır. Her mutluluk yeni mutsuzluğun da başlangıcı. İnsan, kavuştuğu anda yitirmeye başlar. Her arzu, doyduğu an kendi mezarını kazmaya başlar.
Platon, mağarasındaki adamı zincirlerinden kurtardığında, onu ışığın yakacağına emindi. Çünkü gerçekler, arzular kadar tatlı değildir.
Rüyada sevgilinin saçını okşarsın ama gerçekte o, başka birinin ellerine alışmış olabilir. Rüyada herkes susar, hayat sana kulak verir. Gerçekte ise hayatın sesi, senin fısıltını boğar.
Ve belki de bu yüzden, en büyük mutluluğu yalnızlığımızda yaşarız. Çünkü yalnızlık, bize ihanetten, beklentiden, yarım kalmaktan, hayatta yaptığımız planlardan arta kalan tek gerçekliktir.
Başkalarıyla kurduğumuz hayaller, bir odada uyuyan sevgili gibidir: sessiz, güzel ve varmış gibi ama uyanınca yok. Her “biz”, bir “ben”in rüyasıdır. Yani yalnızdır insan aslında o kalabalıklar içinde. İnsan severken bile yalnızdır. Ya da sevildiğini düşünürken.
Bir de mecbur yaşanılanlar ve o mecburiyetin içerisinde ki yalnızlıklar var ki, o daha da acıdır. Çünkü ya alışkanlıktır, ya da çaresizlik. Bu da kabustur bir türlü uyanamadığın.
Nietzsche, insanın “kendi olma” çabasını, başkalarının kurduğu kalıpları parçalayarak yürüdüğü dikenli bir yolda aramıştı.
Ama belki de en derin “kendi olma”, bir başkasının gözünde hayal ettiği kişiden uyanmakla başlar. Çünkü o gözler kapanınca, kendinle kalırsın. Ve o zaman anlarsın: Senin mutluluğun başkasının hayal gücünde değil, senin uykularındadır.
Çünkü mutluluk, çoğu zaman bir rüyadır. Birinin saçını okşarken değil, onu uyurken sevdiğini fark ettiğinde hissedersin. Ve o an da geçer.
Uyandığında, sen varsındır. Tek başına. Ve bu, kötü bir şey değildir. Çünkü yalnızlık, rüyalardan uyanmış bir insanın en dürüst aynasıdır.
Bu yüzden, bazı mutluluklar hiçbir zaman gerçekleşmemek için vardır. Onlar seni yaşatır. Gerçekleşirse seni öldürür.
Ve sen bunu sezdiğin için aslında onları istemezsin. Sadece düşlemek istersin. Ve düşte yaşamak, bazen yaşamaktan daha gerçektir.
Belki baştan yalnızlığı tercih etmek en doğru rüyayı görmektir.
Kimbilir?
"Mutluluk, uyanınca unuttuğum en güzel yalandı." S. H.
Yorumlar
Yorum Gönder