**“İstanbul’u Kaybeden Rantı Kaybetti. Mukaddes Yalanlar, Mübarek Rantlar”**
. **“İstanbul’u Kaybeden Rantı Kaybetti. Mukaddes Yalanlar, Mübarek Rantlar”**
İnançla süslenen her yalan, halktan çalınan bir gerçeğin üstünü örter. S. H.
Geçen günlerde bir yandaş gazeteci , Gazze halkına “hicret” etmelerini önerdi. Hicret! Yani toprağını terk et, yurdundan vazgeç, sürgünü kutsal kıl...
Bu söze takılıp kalmayın. Bu sadece dil sürçmesi değil, bir rejimin ruh halidir.
Çeyrek asırdır memlekette yaşananları üç kelimeyle özetleyeyim: Rant, Yalan ve Teslimiyet.
AKP iktidara geldiğinde sadece seçim kazanmadı; devletin iskelesini değiştirdi. Diyanet'in hac broşürü gibi sadeleştireyim: Eskiden TÜSİAD vardı, şimdi yanına bir de yeşil sermaye geldi.
Yani yandaş müteahhit, vakıfçı bürokrat, imam hatipten CEO çıkartan yeni nesil burjuvazi. Eski laik cumhuriyetin altyapısına, yeni İslamcı üstyapı monte edildi.
Laiklik mi? Arada unuttuk gitti zaten. İmam hatipli sayısı kadar tarikat vakfı sayılıyor artık. Çocukları “Ensar”a, paraları “TÜRGEV”e emanet ettik.
Eğitim sistemi, müfredatına dua, pratiğine piyasa kattı. Diyanet, maaş bordrosuyla rekora koşarken, halk sabah çorbası kuyruğunda sıraya girdi.
Ama asıl büyük hicret İstanbul’da yaşandı. 25 yıllık "kutsal belediye ittifakı" bozuldu. Tarikatlara akan fonlar kesildi, yandaş şirketlerin musluğu kapandı, KİPTAŞ’ta daire yerine denetim çıktı.
Ve ne oldu? Devlet "milli beka" diyerek İstanbul'a dava açtı. Yahu kardeşim, belediye binasına giren çöp arabasını bile terörle ilişkilendiren bir zihniyetle karşı karşıyayız!
Ama mesele çöp değil. Mesele, rantın el değiştirmesi. Kanal İstanbul dedikleri proje sadece bir kanal değil; arap sermayesine, müteahhitlere, kıyıya konmuş zenginliktir.
Belediye bu işe "dur" dedi diye, şimdi terörle, FETÖ ile, şeytanla eşleştiriliyor. Yargı ile seçilmiş başkan Silivri'ye kadar gönderiliyor. Sadece başkan değil tarikatların, vakıfların, yandaş olan herkesin tezgahının dişlilerinin arasına çomak sokan kim varsa.
Zaten bu ülkede yoksulluk rakamı değil, yoksulların isyan etmesi suç. Ekonomi çökse de medya coşar. Yalanlar o kadar iyi paketleniyor ki, marketten peynir çalarken yakalanan vatandaş değil, fiyat etiketleri suçlanıyor.
İçeride laiklik, dışarıda taşeronluk.
İçeride kayyum, dışarıda hicret.
İçeride yalan, dışarıda teslimiyet.
Ama mesele artık ne sadece AKP ne de MHP.
Bu bir düzen meselesi. Yeni Türkiye dedikleri şey, aslında eski işbirlikçiliğin İslami kostümle yeniden sahnelenmesidir.
Peki ne yapmak gerek?
Evvela bu yalan düzenin adını doğru koymak gerek:
Bu rejim halkçı değil, mukaddes hiç değil, rantiyeci bir imparatorluk fantezisidir.
Ve sonra da hep beraber, siyaset meydanından sokağa, sendikadan meclise, felsefeden belediyeye kadar her alanda hakikati örgütlemek gerek.
Unutmayalım:
Yalan hedefse, gerisi gerçekten teferruattır.
Yorumlar
Yorum Gönder