**“İçimizdeki Cehennem”**
**“İçimizdeki Cehennem”**
Bir insan ne zaman susarsa, içindeki yankılar konuşmaya başlar. Ve bazı yankılar, öyle derinden gelir ki, ne bir dua suskunluğu bastırır, ne bir sevda unutturur.
Sartre, “Cehennem başkalarıdır” dediğinde, belki de insanın ötekiyle kurduğu aynalanmış varoluşu işaret ediyordu. Ama zaman geçtikçe, bu cümle kendi içinde büküldü.
Cehennem, bazen yalnızca başkalarının bakışı değildir artık. Bazen cehennem, bir bakışın bile gerekmediği yerdedir: içimizde… Kendi suskunluğumuzda, kendi çözülmemişliğimizde.
Bir insan, kendi benliğiyle baş başa kaldığında tanışır o cehennemle. Yalnız bir odanın duvarlarında yankılanan düşünceler, gecenin ortasında uykudan uyandıran kırık hatıralar, söylenmemiş sözlerin boğaza dizilen ağırlığıdır bu. Dışarısı sessizdir ama içeride bir savaş çıkar. Ve bu savaş, en tehlikelisidir; çünkü kazananı yoktur.
İnsanın kendine yönelttiği suçlamalar, başkalarına attığı taşlardan daha keskin olabilir. Çünkü o taşlar, kalbin içindeki aynaya çarpar. Kırılır ayna ve insan, parçalanmış yansımalar içinde kaybolur.
O yansımaların birinde çocukluğu vardır belki; anlaşılmamış, eksik kalmış. Bir diğerinde, sevmek istemiş ama sevilmemiş yüzü. Ve sonra öyle bir an gelir ki, insan başkalarına değil, o kırık aynalardan sızan seste yankılanan kendi sesine kızar.
İçimizde birikmiş acılar, zamanla kabuk bağlamaz; derinleşir. Susarak susturulmamış her kelime, içimizde yankılanan bir suçlamaya dönüşür.
Oysa kelimeler bazen yalnızca havaya bırakılmış birer tını olmak isterdi. Ama biz, her sesi bir silaha, her yankıyı bir mahkemeye çevirdik. Vicdan, bir yargıç gibi oturdu içimizde; affetmeyi değil, hesap sormayı öğrendi.
Ve işte o zaman başlar insanın içsel cehennemi. Ne bir şeyler anlatmak fayda eder, ne de susmak. Her çaba yeni bir yangına dönüşür.
Çünkü mesele artık dışarıdan değil, içeriden gelen bir fısıltıdır: “Sen başaramadın. Sen olduramadın. Sen eksik kaldın.” Bu cümleleri duyan insan, kendi yüreğinde boğulmaya başlar.
Bu cehennem, alevlerle değil; pişmanlıkla, gururla, korkuyla ve en çok da yüzleşemediğimiz yanlarımızla yanar.
Ve bu yangının dumanı, bazen bir bakışa siner, bazen bir cümleye, bazen bir terk edişin ardındaki suskunluğa.
Oysa insan şunu bilmelidir: Kendini affetmeden, hiçbir cehennemden çıkış yoktur.
“Bazen en karanlık oda, insanın kendi içidir. Ve orada bir mum yakmak, yılların sessizliğini kırmak kadar zor ama gereklidir.”
Yorumlar
Yorum Gönder