**" Dövizi Yasaklayalım da Kurtulalım mı?"**

 **" Dövizi Yasaklayalım da Kurtulalım mı?"**


Gün geçmiyor ki AKP  sıralarından Saray'ın istediği otoriterleşme üzerinden yeni bir ses yükselmesin. Şimdi de konu iyice sıkışan ekonomide dövizi halka yasaklayalım sesi çıktı beklenmedik bir anda. 


Aslında beklenmedik demeyelim bu ülkede olmaz olmaz diye bir dönemden geçiyoruz. Her şeyi beklemek gerek. 


Ekonomimiz uçuyor, enflasyon düşüyor, büyüme şahlanıyor... Ama gariptir, vatandaş hâlâ dövize kaçıyor. 


Diyor ki AKP Uşak Milletvekili İsmail Güneş: “Yasaklayalım gitsin. Dövizi sadece ihracat ve ithalat yapanlar alsın. Vatandaş niye döviz alsın ki?”


Haklı beyefendi. Halk dediğin zaten maaşını dolarla mı alıyor, iPhone’la mı doyuyor, Miami'de mi tatil yapıyor? Ne işi var dövizle? TL varken, dolara euroya mı kaldık? Hem yerli ve millîyiz. O halde "serbest piyasa ekonomisinin" bu kısmını bir zahmet iptal edelim!


Milletvekili beyanatında ekonomist olmadığını özellikle belirtmiş. Buna gerek var mıydı, onu bilemiyorum.Zaten ekonomist olmayıp ekonomiyi yönetmek bu ülkede olağan dışı bir şey değil. 


Zira zaten öneri, ekonomist olunmadan da ileri sürülebilecek kadar içgüdüsel: Yasakla, çöz!


Yetinmiyor: “Altına endeksli dijital para çıkartalım” diyor. Hatta dövize yatırım yapan halkın yatırımlarını dijital paralara yönlendirelim, diyor. 


Vatandaşın tüm varlığı sisteme entegre edilsin. Nakiti dijitale çevir, dijitali merkezileştir, sonra davranışları regüle et. Kısaca Neoliberal faşizm çağına hoş geldiniz.


Bu öneri, bana 1970’lerin Türkiye’sini hatırlattı. O dönem döviz alıp-satmak neredeyse suçtu. Merkez Bankası'nın kasası sürekli boşalıyor, dış ticaret açığı büyüyor, karaborsa döviz kurları sokaklarda fısıltı gazetesi gibi dolaşıyordu. 


1980’de ise, “serbest piyasa” diye bir sistem kurduk, kapıları açtık. Sermaye istediği gibi geldi, gitti, çöktü. Şimdi o kapıyı yine halka kapatmak istiyorlar. İlginç olan şu ki: Yabancı sermayeye “buyur” diyorsun, kendi yurttaşına “dur”!


Bu tür önerilerin temelinde bir panik var. Kur tutamıyorlar. Yabancı yatırımcı gelmiyor. TL güven vermiyor. 


Ama çözüm arayışları, sistemin kendisini sorgulamak değil, halkı suçlamak üzerine kurulu. Çünkü halk döviz alıyorsa, demek ki halk yanlış yapıyordur. Sistemin hiçbir suçu olamaz!


Ancak mesele sadece döviz değil. Mesele sınıfsal. Çünkü bu öneri şunu söylüyor: “Sermaye serbestçe hareket edebilir, dövizi kullanabilir, dijital yatırım yapabilir ama halk yapamaz.” Çünkü bu düzen, halkı değil, serveti korur. Paranın değil, patronun hakkı vardır burada.


Şimdi sıkı durun: Marksist bakış der ki, döviz değil, üretim araçları sorunludur. Sadece TL’yi dijitalleştirmekle, dövizi yasaklamakla bir ekonomiyi düzlüğe çıkaramazsınız. 


Eğer üretim araçları, bankalar, enerji ve gıda tekelleri hâlâ birkaç zengine aitse, siz dövizi yasaklasanız ne olur, yasaklamasanız ne olur?


Gerçek çözüm ;  Üretimi planlamak, Bankaları kamulaştırmak, Sermayeye değil, halka kredi açmak, Paranın değil, insanın değerli olduğu bir sistem kurmak.


Ama bu zor. Onun yerine dövizi yasaklamak kolay. Şimdi sormak lazım: Dövizi yasaklayınca sorun bitecekse, acaba halkın aklı mı eksik ki dövize yöneliyor? Yoksa bu sistem mi çürümüş de insanlar güvenmiyor?


Sorunun yanıtı belli. Ama o yanıtı duymak istemeyenler için hep bir “yeni icat” vardır. Bugünkü icat: Yasakçılığın dijital versiyonu.


Paraya güvenmeyen halkı değil, o güveni yok eden sistemi yasaklayın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**