**“Tanrı, Doğa ve İnsan: Spinoza’nın Etika’sı ve Bugüne Söyledikleri”**
**“Tanrı, Doğa ve İnsan: Spinoza’nın Etika’sı ve Bugüne Söyledikleri”**
Aklın Yoluyla Kurtuluş, son zamanlarda felsefe okumalarına Spinoza'nın Ethica'sını tekrar okuyarak bu kez daha anlayarak devam ediyorum.
Okuduklarımı da yazmaya çalışıyorum ki bende kalıcı olsun ve aynı zamanda ilgili olan arkadaşlarda tekrardan hatırlasın diye. Yani bir tür paylaşım.
Başka bir dünya isterken derdimiz paylaşmak değil mi "yarin yanağından başka her şeyi "
Baruch Spinoza’nın Etika adlı eseri, felsefenin en güçlü ve sade metinlerinden biridir. Ama aynı zamanda en zorlarından da biridir.
Çünkü Spinoza, insanı; tutkularını, özgürlüğünü, Tanrı’yla olan bağını, doğanın yasalarıyla bir bütün olarak ele alır.
Ona göre Tanrı doğanın kendisidir (Deus sive Natura). Tanrı ayrı bir yerde oturan bir varlık değil, doğanın düzeninde işleyen zorunluluğun ta kendisidir. Yani doğanın tüm hücrelerinin içine dağılmıştır.
Spinoza’nın Etika’sı beş bölümden oluşur:
1. Tanrı Üzerine : Tanrı, sonsuz ve zorunlu bir tözdür. Her şey Tanrı’dandır ve her şey Tanrı’dır.
2. Zihnin Doğası Üzerine : İnsan zihni, doğanın bir parçasıdır. Bilgi üç türdür: hayal gücü, akıl ve sezgi.
3. Duyguların (Tutkuların) Kökeni ve Doğası Üzerine: İnsan, tutkularının esiri olabilir ama akılla bu zinciri kırabilir.
4. İnsanın Köleliği ya da Tutkuların Gücü Üzerine : Tutkular bizi esir alır ama özgürlük, aklın gücüyle mümkündür.
5. Aklın Gücü ya da İnsanın Özgürlüğü Üzerine : Gerçek mutluluk, Tanrı’yı aklen bilmek ve doğayla uyum içinde yaşamaktır.
Spinoza'nın söylediği çok sade ama çarpıcıdır: Özgürlük, aklın yasalarına göre yaşamakla mümkündür.
Bu, bugünün dünyasında tüketim çılgınlığına, kimlik savaşlarına, sahte mutluluk vaadine kapılmış insan için çok şey ifade eder.
Çünkü Spinoza, mutluluğun içimizde olduğunu değil, aklımızı kullanarak doğanın yasalarıyla uyumlu yaşamakta olduğunu söyler.
O, içsel barışı bulan kişiyi “özgür insan” olarak tanımlar.
Kapitalizmin arzularımızı sürekli kışkırttığı, toplumsal medya çağında “ben”i şişirdiği bir dünyada, Spinoza’nın Etikası bize şunu fısıldar:
“Gerçek özgürlük, tutkularını tanıyan, ama onların kölesi olmayan akıllı insandadır.”
Her felsefi eserin, anlayışın içerisinden daha iyi anlaşılsın diye bir hikaye çıkartmaya çalışıyorum. Oluyor mu, olmuyor mu bilmiyorum?
İşte onlardan bir tanesi ; umarım beğenirsiniz.
“Ateşin Başında Spinoza”
Küçük bir kasabada, yalnız yaşayan yaşlı bir adam vardı. Adı Yusuf’tu. Kimseyle pek konuşmazdı, ama her sabah çayını içtikten sonra elinde eski, sararmış bir kitapla dere kenarına inerdi.
O kitap, Spinoza’nın Etikasıydı. Onu kimseye vermez, sadece okur, sonra uzun uzun doğaya bakardı.
Bir gün kasabaya bir öğretmen geldi. Gençti, idealistti. Kasaba halkı bu yaşlı adamın ne yaptığını merak edince, öğretmen dayanamayıp sordu:
“Yusuf Amca, neden hep aynı kitabı okuyorsun?”
Yusuf amca cevap verdi: “Çünkü bu kitap bana şunu öğretti: İnsan, duygularının oyuncağı olduğu sürece köledir.
Ama aklını rehber ederse, doğayı dinlemeyi öğrenirse, hem kendini tanır hem de evreni.”
Genç öğretmen şaşırdı: “Peki özgür olmak ne demek senin için?”
Yusuf amca yavaşça ayağa kalktı. Elini toprağa uzattı: “Toprak gibi olmak...
Ne yukarıdakine kızmak, ne aşağıdakine öfkelenmek.
Her şeyi anlamaya çalışmak. Çünkü anlamak, affetmektir. Ve affetmek, özgürlüktür.” dedi.
Yorumlar
Yorum Gönder