**"“Senin Paçavraların Bana Olmaz”"**
**"“Senin Paçavraların Bana Olmaz”"**
"Sorgulanmayan çoğunluklar içinde, düşünen tekil bir vicdana dair…"
Bir gün Sokrates, Atina pazarında bir paçavranın ne olduğunu öğretti insanlara. Ama o gün orada öğrenen çok azdı. Çünkü çoğu insan, kendi elleriyle diktiği kibirli pelerinleri kutsal zannediyordu.
Bu hikayeyi buraya koyabilirdim ama yazı çok uzayacaktı. Merak eden bulur, okur.
Bugün şehirler büyüdü, pazar yerleri plaza oldu. Ama hakaretler hâlâ aynı:
“Sen bizim gibi düşünmüyorsun.”
“Sen yanlışsın çünkü çoğunluk sen değilsin.”
“Senin fikirlerin garip, sen farklısın; demek ki yanılıyorsun.”
Ve ne gariptir ki; bu sözleri söyleyenler kendilerini “doğru olanın temsilcisi” zanneder. Herkesin doğruyu ancak kendi gibi düşündüğünde bilebileceğine inanırlar.
Oysa felsefe, en çok bu inanca savaş açar. Çünkü çoğunlukta olmak, haklı olmak değildir. Aynı pelerinin altında çok kişi olması, onun güzel olduğu anlamına gelmez.
Kirli olabilir, hatta iğrenç olabilir. Ama kimse sorgulamazsa, kimse çıkarıp atmazsa, o paçavra krallara ait sanılabilir.
Platon’a göre demokrasi, bilgiden çok halkın arzularına dayanan bir yönetim biçimidir. Bu da çoğunluğun bilgiden ziyade tutkularıyla hareket etmesi anlamına gelir. Ona göre halkın her bireyi devleti yönetebilecek yeterlilikte değildir.
Yani her çogunluk her zaman doğru karar vermez. Çoğunluk dedi diye, çoğunluk böyle yaşıyor diye yaşanılan doğru kabul edilemez. Bugün çoğunluğun ilizyonist tercihlerinin insanlığa yaşattıkları ortada.
Sokrates’in yaptığı şey çok basitti aslında:
Kirli bir pelerini uzattı bir adama ve “giy” dedi.
Adam öfkelendi: “Bunu giymem!”
Sokrates gülümsedi: “İşte ben de o adamların hakaretlerini böyle giyinmem.”
Günümüzde bu pelerinin adı değişti. Artık hakaret, bazen bir ‘etiket’le geliyor.
“Sen yetersizsin.”
“Sen geri kalmışsın.”
“Sen fazla sorguluyorsun.”
“Sen bizim gibi yaşamıyorsun.”
Ama soru hep aynı kalıyor: O pelerini giymek zorunda mıyım?
Hayır.
Çünkü bir başkasının sana sunduğu düşünce, eğer senin aklına ve vicdanına değmiyorsa, onu giyinmek zorunda değilsin.
Çünkü bir başkasının sana sunduğu hayat tarzı, senin kalbine uymuyorsa, onu yaşamak zorunda değilsin.
Çünkü düzenin kabul ettikleri, sorgulanmadığı sürece sadece alışkanlık olur, hakikat değil.
Unutma:
En tehlikeli cehalet, eğitimli olan ama hiç sorgulamayan insanın cehaletidir.
Ve en zor yalnızlık, herkesin doğru zannettiği bir yanlışın karşısında tek başına dimdik durmaktır.
Ama bazen yalnız olmak, doğru olmaktır.
Çünkü her doğru, ilk söylenişinde garip görünür.
Tıpkı Sokrates’in pazarda yaptığı gibi...
Başkaları sana paçavralar sunacak…
Kimi lafla, kimi etiketle, kimi alkışla bile süsleyerek...
Ama neyi giyeceğine sen karar ver.
Zira en onurlu giyinme biçimi, akıl ve vicdanla örtünmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder