"MAKAR ÇUDRA’NIN ATEŞİ"**

 Maksim Gorki'nin sinemaya da uyarlanmış "Makar Çudra "adlı eserinde ki diyalogdan esinlenerek yazılmış bir deneme. 


*"MAKAR ÇUDRA’NIN ATEŞİ"**

"Bir çingene bilgesinin şafağa bıraktığı sözler"


Gece çöle ağır ağır iniyordu. Ateşin etrafında dizilmiş taşlar, gün boyunca biriktirdiği sıcağı usul usul toprağa bırakırken, yaşlı bir adam  Makar Çudra  göğe değil, yanan közün içine bakıyordu. 


Her kıvılcımda geçmişinden bir parça daha yanıyor, her alevin dansında bir kadının gölgesi silikleşiyordu.


Onun karşısında, elleri nasırlı ama gözleri hâlâ genç olan biri vardı: Zaber. Ayaklarında yorgunluk, ruhunda telaş...


Henüz hayatla kavgaya girişmemiş, ama yorgun düşmekten korkan bir yolcuydu. Sustu bir süre. Sonra o soruyu sordu. Belki hiç sorulmaması gerekeni:


— Söyle bana Çudra... En çok kim bilir? Bilge mi, aptal mı?


Çudra gözlerini ateşten ayırmadan yanıtladı:


— Aptal.


Zaber’in kaşları çatıldı. Bir soru daha sorduğunda, sesinde bir çocuğun kırgınlığı vardı:


— Ama neden?


Çudra’nın sesi geceye değdi, ağır ağır:


— Çünkü bilge, her şeyden şüphe eder. Sevgiden, sadakatten, kendinden bile. Her anını çözümler, her bakışı tartar. Kalbiyle değil, terazisiyle sever.  Aptal ise sever sadece. Düşmeden önce düşünmez.

Ve bazen... sadece bazen... bir anlık aşk, bir ömürlük bilgeliği bozguna uğratabilir.


Zaber başını eğdi. O da sevmişti. Hem de öyle çok, öyle saf...


Ama sevdası, bir kadının geçmişinde kaybolmuştu.

Kadın gitmişti, ama ardında binlerce soru bırakmıştı.


— Başka... bilmem gereken bir şey var mı? Eğer görüşemezsek bir daha... dedi Zaber, sesi kısık, umutla örülü.


Çudra, uzaklara ,çok uzaklara, sanki o kadının gözlerine bakar gibi baktı. Sonra fısıldadı, her kelime yüreğinden geçerken yanan bir tel gibi:


— Parayı sevme, Zaber. Seni senden alır. Kadını sevme, çünkü bazen seni değil, acısını sever.

Ve en kötüsü... sarhoş eden hırs. Hırs, adamı kurda çevirir, kendi kalbini dişletir.


Sustu bir müddet, sonra devam etti;  Erkenden kalk. Şafak, seni beklemez. Çünkü bir gün, gözünü açtığında çok geç olabilir.

Zaber, uzun yaşamaktır  aslolan  ama ölüme de zamanında ulaşmaktır.


Zaber, Çudra’ya uzun uzun baktı. O sözlerde bir bilge değil, bir yaralı vardı.


Bir kadının gözlerinden düşmüş bir adam.

Belki de kendisi gibi...


Ve Çudra, usulca devam etti:


— Zaber... Bir zamanlar ben de sevdim. Ama sevdiğim kadın, beni değil, kendindeki boşluğu doldurmamı istedi.


Sonra tekrar daldı gökyüzüne ... devam etti ; 


Yaralıydı. O yaraya kendimi sardım. Ama bir gün kalktı, “Ben iyileşmedim,” dedi ve gitti.

Yani beni değil, içinde hâlâ kabuk tutmamış geçmişini terk etti.


Ve ben... terk edilmişliğimi bilgeliğe çevirdim.

O günden beri konuşmuyorum. Ama işte, sen geldin. Sen de acı çekiyorsun. Ve bil ki: Acı, sustukça konuşur.


Yine kendi içine döndü Çingene. 


Zaber gözlerini silmeden ayağa kalktı. Göğe baktı. Şafak yaklaşmıştı. Ama o artık başka biriydi.

Karanlıktan çıkmasa da, yolunu biliyordu.


Çudra, közlere bir odun daha attı. Ve son sözünü ateşe fısıldadı, Zaber’in duymayacağı bir tonda:


“Beni terk eden, beni kaybetmedi. Ben terk edildikçe kendimi buldum.”


Makar Çudra gibi bir bilge, bazen yalnızca susar.

Ama sustuğu yerde, kelimeler yeniden doğar.

Ve Zaber gibi genç bir gezgin, o kelimelerle büyür.


"Bazı insanlar, kendi yaralarını başkalarına sarar

ama yaranın sıcaklığıyla değil, ateşiyle yakarlar." 

S. HMaksim Gorki'nin sinemaya da uyarlanmış "Makar Çudra "adlı eserinde ki diyalogdan esinlenerek yazılmış bir deneme. 


**"MAKAR ÇUDRA’NIN ATEŞİ"**

"Bir çingene bilgesinin şafağa bıraktığı sözler"


Gece çöle ağır ağır iniyordu. Ateşin etrafında dizilmiş taşlar, gün boyunca biriktirdiği sıcağı usul usul toprağa bırakırken, yaşlı bir adam Makar Çudra göğe değil, yanan közün içine bakıyordu. 


Her kıvılcımda geçmişinden bir parça daha yanıyor, her alevin dansında bir kadının gölgesi silikleşiyordu.


Onun karşısında, elleri nasırlı ama gözleri hâlâ genç olan biri vardı: Zaber. Ayaklarında yorgunluk, ruhunda telaş...


Henüz hayatla kavgaya girişmemiş, ama yorgun düşmekten korkan bir yolcuydu. Sustu bir süre. Sonra o soruyu sordu. Belki hiç sorulmaması gerekeni:


— Söyle bana Çudra... En çok kim bilir? Bilge mi, aptal mı?


Çudra gözlerini ateşten ayırmadan yanıtladı:


— Aptal.


Zaber’in kaşları çatıldı. Bir soru daha sorduğunda, sesinde bir çocuğun kırgınlığı vardı:


— Ama neden?


Çudra’nın sesi geceye değdi, ağır ağır:


— Çünkü bilge, her şeyden şüphe eder. Sevgiden, sadakatten, kendinden bile. Her anını çözümler, her bakışı tartar. Kalbiyle değil, terazisiyle sever. Aptal ise sever sadece. Düşmeden önce düşünmez.

Ve bazen... sadece bazen... bir anlık aşk, bir ömürlük bilgeliği bozguna uğratabilir.


Zaber başını eğdi. O da sevmişti. Hem de öyle çok, öyle saf...


Ama sevdası, bir kadının geçmişinde kaybolmuştu.

Kadın gitmişti, ama ardında binlerce soru bırakmıştı.


— Başka... bilmem gereken bir şey var mı? Eğer görüşemezsek bir daha... dedi Zaber, sesi kısık, umutla örülü.


Çudra, uzaklara ,çok uzaklara, sanki o kadının gözlerine bakar gibi baktı. Sonra fısıldadı, her kelime yüreğinden geçerken yanan bir tel gibi:


— Parayı sevme, Zaber. Seni senden alır. Kadını sevme, çünkü bazen seni değil, acısını sever.

Ve en kötüsü... sarhoş eden hırs. Hırs, adamı kurda çevirir, kendi kalbini dişletir.


Sustu bir müddet, sonra devam etti; Erkenden kalk. Şafak, seni beklemez. Çünkü bir gün, gözünü açtığında çok geç olabilir.

Zaber, uzun yaşamaktır aslolan ama ölüme de zamanında ulaşmaktır.


Zaber, Çudra’ya uzun uzun baktı. O sözlerde bir bilge değil, bir yaralı vardı.


Bir kadının gözlerinden düşmüş bir adam.

Belki de kendisi gibi...


Ve Çudra, usulca devam etti:


— Zaber... Bir zamanlar ben de sevdim. Ama sevdiğim kadın, beni değil, kendindeki boşluğu doldurmamı istedi.


Sonra tekrar daldı gökyüzüne ... devam etti ; 


Yaralıydı. O yaraya kendimi sardım. Ama bir gün kalktı, “Ben iyileşmedim,” dedi ve gitti.

Yani beni değil, içinde hâlâ kabuk tutmamış geçmişini terk etti.


Ve ben... terk edilmişliğimi bilgeliğe çevirdim.

O günden beri konuşmuyorum. Ama işte, sen geldin. Sen de acı çekiyorsun. Ve bil ki: Acı, sustukça konuşur.


Yine kendi içine döndü Çingene. 


Zaber gözlerini silmeden ayağa kalktı. Göğe baktı. Şafak yaklaşmıştı. Ama o artık başka biriydi.

Karanlıktan çıkmasa da, yolunu biliyordu.


Çudra, közlere bir odun daha attı. Ve son sözünü ateşe fısıldadı, Zaber’in duymayacağı bir tonda:


“Beni terk eden, beni kaybetmedi. Ben terk edildikçe kendimi buldum.”


Makar Çudra gibi bir bilge, bazen yalnızca susar.

Ama sustuğu yerde, kelimeler yeniden doğar.

Ve Zaber gibi genç bir gezgin, o kelimelerle büyür.


"Bazı insanlar, kendi yaralarını başkalarına sarar

ama yaranın sıcaklığıyla değil, ateşiyle yakarlar." 

S. H

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**