**"Karanlığa Mahkûm Olanın Faturasını Kim Kesti?"**
**"Karanlığa Mahkûm Olanın Faturasını Kim Kesti?"**
Zammın adı: Kalkınma. Bedeli: Yaşamın kendisi.
Ülkede her gün ya zamma, ya bir hukuksuzluğa, ya bir yolsuzluğa uyanıyoruz. Hemen peşinden hamaset geliyor ; Suriye'de üs, Somali'de söz bizde, Libya'yı yönetiyoruz.
Ee sonuçta uyandığımızda karnımızın aç olduğunu görüyoruz. Sonra sokaklara çıkıyoruz, açız açç! diye bağırınca vatan haini oluyoruz. Boykot deyince vayyy dinsizler oluyoruz.
Komedi mi? Dram mı? Siz karar verin artık. Dün de%25 elektrik zammı ile uyandık. Fark eder mi? Damat İha, siha yapıyor elhamdülillah.
Elektrik faturası geldi mi? Artık sormuyoruz bile. Geliyor. Her seferinde daha kabarık, daha karanlık. Ama mesele sadece bir “zam” değil.
Mesele bir düzenin kendisi. Çünkü bu fatura, yalnızca elektriği değil; doğayı, emeği, yoksulluğu ve aldatmacayı da içinde taşıyor. Bu bir hesap pusulası değil artık, bir rejimin özeti.
Elektrik Mühendisleri Odası'nın rakamları şunu diyor: Enerji bedeline son 4 yılda yalnızca %24,5 zam yapılmış. Ama dağıtım bedeline? %642!
Yani elektriği üretmek değil, dağıtmak pahalıymış. Çünkü elektrikle birlikte rant da dağıtılıyor. Yalnızca voltaj değil, servet de iletiliyor. İletim hatlarından halka elektrik, şirketlere kâr pompalanıyor.
İktidar ne diyor peki? “Kalkınma.”
Betonla, barajla, santralle, HES’le, madenle, ormana dozerle girip, dağı ‘kalkınma alanı’ ilan ediyor.
Doğa? Bir maliyet kalemi.
Köylü? Engellenmesi gereken bir "geri unsur".
Su? Şirketin malı.
Elektrik? Faturasını ödeyebildiğin sürece senin.
Ama bu kalkınma, tam da ismi gibi yukarıdakileri kalkındırıyor. Aşağıda kalan ise, faturasını ödeyemediği için elektriksiz kalan milyonlar.
Çünkü bu sistemde ışık bir lüks, karanlık halkın kaderi olmuş. Kendisi yazıyor bu kaderi maalesef.
Dağıtım şirketlerine aktarılan bu kaynak, sadece bir ekonomik model değil, bir ideolojik tercihtir.
AKP rejimi, devletin kamu eliyle sağladığı enerji hizmetini özelleştirdi.
Sonra bu özelleştirilen hizmeti, "vatandaşa daha ucuz gelecek" diye savundu. Şimdi ne oldu?
Enerji üretimi pahalanmadı, ama aracı şirketlerin “hizmeti” 7 kattan fazla pahalandı.
Çünkü bu sistemde mesele ucuz enerji değil, garantili kâr.
Birileri kar ediyor. Kimler mi?
Dağıtım ihalelerini kapalı kapılar ardında alan yandaşlar.
Her yıl milyonlarca lira temettü dağıtan enerji tekelleri.
“Kalkınma projeleri” bahanesiyle dereleri kurutan holdingler.
Ve en tepede, bu şirketleri halkın iradesiyle değil, sarayın iradesiyle besleyen siyasi iktidar.
EPDK bu tabloda ne iş yapıyor?
Hiçbir şey. O yüzden EMO’nun çağrısı yerinde: EPDK kapatılsın. Yerine “Kamulaştırma İdaresi” kurulsun.
Ama sorun yalnızca EPDK değil. Sorun sistemin kendisi. Çünkü bu sistemde kamu, özel sektörün aracısı haline getirildi. Ve “hizmet” artık kamuya değil, sermayeye veriliyor.
Enerji faturası bu yüzden bir basit borç kağıdı değil. O bir özelleştirme bildirgesi. Altında senin değil, holdinglerin imzası var. O yüzden bu sadece bir zam değil. Bu, halkın elektriğine el koyan bir soygun rejimidir.
Ve bu rejim, kendini “kalkınma” adıyla meşrulaştırır.
Kalkınma: Toprağın alınmasıdır.
Kalkınma: Suyun satılmasıdır.
Kalkınma: Ormanın, yaşamın, emeğin ranta çevrilmesidir.
Kalkınma: Yoksulun karanlıkta bırakılmasıdır.
Ve bu “kalkınma” ancak halkın faturasına yazılarak sürdürülebilir.
Ama bu faturalar birikiyor, gün gelir halk ona “hesap pusulası” der.
İşte o zaman elektrik değil, devrim çakar ufukta.
Bu devrim de birlikte mücadeleden geçer. Hadi birlikte mücadele için örgütlenin!
Yorumlar
Yorum Gönder