**"Kalbin Tetikte Olduğu Bir Hayat: Bir Kadının Kaygıları ve Bir Aşkın Sessiz Sonu"**

 Denemelere devam. Bu denemeler bir zaman sonra bir kitap haline gelebilir. Belki sadece denemeler olarak, belki hepsi bir araya gelip bir roman olarak. 


**"Kalbin Tetikte Olduğu Bir Hayat: Bir Kadının Kaygıları ve Bir Aşkın Sessiz Sonu"**


“Kaygıyla sevilen bir kalp, çoğu zaman en çok sevdiğini incitir.” S.H


Bazı kadınlar vardır; içlerinde fırtınalar, dışlarında suskunluk taşırlar. Onlar güldüğünde bile gözlerinin köşesinde bir tetikte olma hali bekler; çünkü hayatta her şey birden yıkılabilir, bunu çok küçük yaşlarda öğrenmişlerdir.


 Güven, onlar için bir ihtimal değil, bir risk unsuru gibidir. Sevgi ise çoğu zaman sorguladıkları, hak edip etmediklerine emin olamadıkları bir muammadır.


 O kadın, işte böyle biriyle yaşadı aşkını; adım adım, gün gün kaygılarının zindanına çekti hem kendini hem de adamı.


İlişkinin başlarında, onun titrek kalbi bir şiir gibi okunuyordu. Adam, o kalbin harflerini sabırla çözüyor, ona dokunmaktan çok dinliyordu. 


Kadın ise sevilmeye alışık değildi; sevildiğinde ilk sorusu hep “ne zaman gideceksin?” oldu. Çünkü gidenleri çok görmüştü, kalanlarınsa hep bir bedeli olmuştu.


 Bu yüzden adam her adım attığında, kadın bir geri çekildi. “Neden böyle yapıyorsun?” sorusu kadın için suçlamadan farksızdı. Kendi içine kapanıyor, sonra bir öfke fırtınasıyla adamı suçluyordu. 


Anlamaya çalışan adam, zamanla sadece kendini suçlamaya başladı. Sevgisini, sabrını, hatta kişiliğini rehine verdi kadının kaygılarına.


Bir kadın için kaygı, sadece korku değildir. Bir durakta beklemektir; gelenin ne getireceğini bilmeden, gidenin acısını taşıyarak.


 Adam bir gün onun gülüşünde kendi evini kurmaya niyetlendiğinde, kadın o evi yıkmak zorunda hissetti kendini. Çünkü “mutluluk” onun içinde hep kısa süreli bir yabancı olmuştu. Ve en çok, mutlu olduğunda korkuyordu.


Zamanla aşk, kadının anksiyetesine çarpıp kırılan bir kristal gibi çatladı. Adam her seferinde parçaları toplamaya çalıştı; ama bazı kesikler derindir. 


Kadın kaçtığında, adam aramadı artık. Çünkü anladı: Onu sevmek, kendini kaybetmeye başlamaktı. Ve kadın da sonunda bunu hissetti; adamın suskunluğunda, geçmişin yankılarını duydu.


İlişki bitmedi aslında, usulca sönümlendi. Bir yara gibi kapanmadı ama kanamadı da. Sadece zamanın içinde gömüldü. 


Kadın hâlâ geceleri ansızın uyanıyor, “ben mi yıktım?” diye fısıldıyor karanlığa. Adam ise artık o soruyu duymayacak kadar uzak bir yerde yürüyordu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**