** "Kadınları Sadece Dinleyin"**
Bir deneme daha ama daha farklı. Hayatın öğrettiklerinden çıkardıklarım da var elbet.
** "Kadınları Sadece Dinleyin"**
Bazen bir insanın yapabileceği en devrimci şey, sadece dinlemektir.
Sözün hükümran olduğu bir dünyada, suskunluk çoğu zaman zayıflıkla eş tutulur. Erkek, çoğu zaman kadınların yaşadığı şeyleri "anlamaya", hatta çoğu zaman "çözmeye" çalışır.
Anlamaya çalışmak, niyet olarak dostanedir belki, ama çoğu zaman tahakkümün başka bir biçimidir.
Çünkü anlamaya çalışmak, deneyimi senin kendi akıl süzgecinden geçirmek, onu kendi sınırların içine almaktır. Oysa bazı deneyimler, anlamlandırılamaz; sadece yaşanır ve saygı duyulur.
Kadınlar, kendilerini anlatmak istemiyorlar artık. Anlatmaktan yoruldular. Anlatmak, bir beklentidir çünkü.
Anlatmak, anlaşılma umudunu içinde taşır. Ama artık birçok kadın bu umuttan da vazgeçmiş durumda. Çünkü anlaşılamayan, anlaşılması da gerekmeyen bir gerçeklikle var oluyorlar: kadınlık deneyimi.
Kadın olmak, bir durum değil, bir süreçtir. Ve bu süreç, her gün yeniden başlar: sokakta, evde, işyerinde, mahkemede, sevgilinin gözünde, annenin sesinde…
Kadınlık, sürekli yeniden inşa edilmek zorunda kalınan bir varoluştur. Erkekler, bu varoluşu tarif etmeye çalıştıklarında, aslında onu kendi haritalarına indirgerler.
Ama kadınların haritası yoktur artık. O harita, bir zamanlar yazılmıştı; "Kadın doğulmaz, kadın olunur" diyen Beauvoir’ın defterlerinde, Woolf’un odasında, Clara Zetkin’in bildirilerinde…
Ama artık o harita eskidi. Kadınlar, kendi yollarını kendi bedenlerinde çiziyorlar.
Ve bazen, sadece bir durakta oturup, onların geçip gidişini seyretmek yeterlidir. Sözsüz. Müdahalesiz. Yorumsuz.
Kadınlar artık erkeklerden omuz değil, sessizlik istiyor. Çünkü sessizlikte yer açılır. Ve o yer, bir kadının kendi hikâyesini yazmaya başladığı yerdir.
Bu bir çağrı değil, bir uyarıdır.
Kadınlar anlatıyor.
Ama erkekler hâlâ anlamaya çalışıyor.
Oysa yapılması gereken tek şey var: Sadece onları dinlemek.
Yorumlar
Yorum Gönder