**'Gazeteci mi? Kullanım kılavuzlu aparatlar mı?"**

 **'Gazeteci mi? Kullanım kılavuzlu aparatlar mı?"**


Bir zamanlar gazetecilik vardı… evet bu ülkede öyle günler yaşıyoruz ki artık bir zamanlar diyerek söze başlıyoruz. 


O "bir zamanlar" güzel zamanlar mıydı?  En azından bugünden çok daha iyi zamanlardı. O zamanlar da gazeteciler iktidar değiştirirdi veya değişmesine neden olan toplantılar onların evlerinde bürolarında yapılırdı. 


Bugün ise sadece iktidar tarafından iktidarlarının aparatları olarak kullanılıyorlar.  Kaliteleri düştü. Bir zamanlar iktidar değiştirenler şimdi aparat haline getirildi. 


Yine de farklıydı. Biz çok farketmezdik ne olduğunu. Bilen bilirdi. Halk ise gazeteciyi bir olay olurdu, gazeteci giderdi diye bilirdi. 


Gözünün gördüğünü, kulağının duyduğunu yazardı.

Halk okur, doğrusu neyse öğrenirdi.


Şimdi?

Bir olay oluyor…

Gazeteci(!) stüdyoya gidiyor, oturuyor, mikrofona eğiliyor,

ve diyor ki: “Yarın ifadeye çağrılacaklar.”


Evet evet, aynen böyle.

Haber değil, liste okuyor.

Savcı mı? Hayır.

Polis mi? Değil.

Mahkeme mi? O da yok.

Ama bir cümlede hepsini oynuyor.


Adı da Cem Küçük ve onun gibi pek çok isim. 

Küçük dediysek, görev büyük.

Sanatçıları ihbar eder, sosyal medya tarar, ekran başında yargı dağıtır.

Yani tam bir çok yönlü “kullanım aparatı.”


Eskiden gazeteci “kamunun gözü, kulağı” olurdu.

Şimdi bunlar “iktidarın copu, kamunun fişleme cihazı.” Onlar için iktidar ne yaparsa iyi yapmıştır mantığı öne çıkar. Çünkü görevleri budur. Bu yüzden milyonlar kazanırlar bu işten. 


Aybüke Pusat boykot demiş…

TRT dizisinde oynuyor diye Küçük büyüğümüz hemen TRT Genel Müdürü’ne yazıyor:

“Kovulsun!”


Eyvah! Düşünce suçu ekran başında işlendi.

Sanatçının suçu ne?

"Alma, harcama, tüketme" demek.


Ne kadar tehlikeli değil mi?

Bir halkın tenceresinden umut eksildiği gün,

birileri hâlâ market raflarını savunuyor.


Boykot var, grev konuşuluyor. Ama bizim “gazetecimiz” çıkmış, listelerle ekran ekran geziyor.


Bakmayın siz 'gazeteci' dediklerine, aslında o bir “yargıya seslenme aygıtı”.


Eskiden çocuklar “polis amca” derdi… Şimdi büyüyünce “gazeteci abi”den korkar oldular.

Çünkü polis gelmeden önce ekran geliyor.


TRT, TGRT vb medya kuruluşları ki bunlara halk dilinde yandaş medya diyoruz, ihbar hattı dolu.


Sanatçılar değil, sanatsızlık yargılanmalı oysa.

Ama bizde tiyatro sahnesinden önce televizyon stüdyosu çalışıyor. Ne de olsa senaryo orada yazılıyor.


Yani anlayacağınız, haber yok ama hüküm var.

Gazetecilik yok ama tetikçilik var.

Basın özgürlüğü?

O artık bir nostalji plak albümü…


Ve sonra biri çıkıp “bugün boykot, yarın grev” diyor.

İşte o zaman küçük ekranlar büyüyor. Listeler yapılıyor, fişler basılıyor, ama hiç kimse şunu demiyor:

“Yahu bu memlekette düşünmek ne zamandan beri ifade suçu oldu?”


Evett son 20 yıldır iyice hissedilir oldu. 


Ben size söyleyeyim… Düşünce tehlikeli bulunduğunda, düşünmeyenler yükselir.

O yüzden Cem Küçük ve onun gibiler yükseliyor.


Ama unutmayın, yükselen her şey yere iner…

Çünkü hakikat, listeyle susturulmaz.


Ve boykot edilen sadece marketler değil artık:

Gazetecilik kisvesine bürünmüş aparat da halkın vicdanında çoktan boykot edildi.


Halktan yana olanlara selam olsun.

Diğerleri zaten protokolden selam duruyor.


Bu düzen değişecek. Başka şansı yok.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**