**"Bu Yazılar Neden Var?"*
**"Bu Yazılar Neden Var?"**
Bilim okuyanlara, felsefeyle uğraşanlara hep ayrı bir hayranlık duymuşumdur. Onlar konuşurken ben susar, başımı sallar, bazen de anlamış gibi yapardım.
Çünkü biz kitapları başka bir amaçla okurduk. Anlamak için değil, anlatmak için. Anlattığımız da çoğunlukla inandığımız şeydi zaten.
Zamanla bu yetmedi. Bir noktada insanın ideolojisini sevmekle anlamak arasında fark olduğunu fark ediyorsun.
Sevgi yetmiyor; kavramak gerekiyor. İşte o günlerde, elimde not defteri, kafamda bin türlü soru, fiziğe ve felsefeye dalmaya başladım.
Başladım da ne oldu?
Fizik sanki başka bir dil konuşuyordu.
Kuantum? Alan kuramı? Görelilik?
Ben daha sınıf analizini tam hazmetmemişim, maddeyle alan arasındaki ilişki ne ola ki?
Zorlandım. Çok zorlandım. Bazen bir tanımı üç gün düşündüm. Bazen bir cümleyi üç kere okudum, yine anlamadım.
Sonra dedim ki, “Ya bırak, sen bunları sokağa nasıl anlatırsın ona bak.” İşte o zaman bir şeyler çözülmeye başladı.
Okudukça yazdım, yazdım sildim.
Yazdım, kimseye göstermedim.
Yazdım, sonra dedim ki: “E be kardeşim, yanlışsa ne olmuş? Düzeltilir. Ama susarsan hiç öğrenemezsin.”
Ve işte şimdi buradayım.
Ne bir felsefeci, ne bir bilim insanıyım.
Sadece anlamaya, bağ kurmaya ve bu hayat denilen muammayı biraz olsun çözmeye çalışan biriyim.
Bu yazı serisi işte bu derdin ürünüdür.
Bilimi anlamak, felsefeyi hissedebilmek, halkın diliyle anlatabilmek...
Çünkü inanıyorum ki bilim de, felsefe de, devrim de halk içinse anlamlıdır.
Ve şimdi, isterseniz baştan başlayalım:
**" Hiçlikten Bir Dünya Kurmak"** 1
Bir fizikçi anlatmıştı: Evrenin doğuşunu açıklarken “önce hiçbir şey vardı” demişti. Ama bu "hiçbir şey", öyle kuru bir boşluk değilmiş.
İçinde görünmeyen enerji dalgaları, minik kıpırtılar, bir kıvılcım anı beklermiş. O an gelmiş, evren doğmuş. Yani biz, taşla, toprakla, güneşle, yıldızlarla birlikte, o görünmez hiçlikten doğduk.
Bu bana hep şunu düşündürdü: Hiçlik dediğimiz şey, gerçekten de hiçbir şey mi?
Fizik bile diyor ki: Hayır. Hiçlik, bir potansiyel olabilir. Belki de her şeyin tohumudur o.
Felsefe de ekliyor: İnsan, hiçliğe bakarak varlığını sorgular. Kendi anlamını orada arar.
Peki biz bugün bu hiçliği nerede yaşıyoruz?
Sokakta, fabrikada, okulda, tarlada…
Çalışıyoruz ama yetmiyor. Konuşuyoruz ama duyulmuyoruz.
Sanki koca bir hiçliğin içinde çırpınıyoruz.
İşte buna kapitalizm deniyor. Adı büyük ama özü boş.
Emeği alır, kârı sahiplerine yazar. Umudu çalar, yerine korku bırakır. İnsanı yalnızlaştırır, birbirine yabancı eder.
Hiçliğin içindeki potansiyeli değil, çaresizliğini büyütür.
Ama hikâye burada bitmiyor.
Bir başka hiçlik daha var. Ama bu bambaşka bir şey.
Sahip olunmayanı sahiplenmek…
Yoktan var etmek…
Yıkıntıların içinden bir dünya kurmak.
İşte o hiçliğin adı halktır, adı mücadeledir, adı sosyalizmdir.
Çünkü biz, hiç sayıldığımız yerden ayağa kalktık hep. İsyan ettik, örgütlendik, dayanıştık.
Yıldızlar kadar yalnız ama gökyüzü kadar bir aradaydık.
Ve hep bildik: Hiçlik bir son değil, başlangıçtır.
Evrenin doğduğu karanlık gibi…
Ve belki bir gün, bu halk da kendi büyük patlamasını yaratacak.
Ve yeniden doğacak dünya.
Yorumlar
Yorum Gönder