**"Bir Rüyadan Kalan Baba"**

 **"Bir Rüyadan Kalan Baba"**


"Bazen en çok sevgiye ihtiyacı olanlar, sevgiyi vermeyi bilmeyenlerdir. Ve bazı çocuklar, babalarının gölgesinde değil; eksikliğinde büyür." S.H.


Bir kaç gün önce 14 Nisan'dı. 


Bu yıl, babamın bu dünyadan göçeli tam 35 yıl oldu.

O gidişi tarif etmek hâlâ zor; çünkü bir çocuğun hayatında hiç tam yerini bulamamış birinin ardından yas tutmak, boşluğu bile boşluk gibi yaşayamamaktır.


 On dokuz yaşına kadar "baba" kelimesini cümle içinde kullanmadım. İçimde bu kelimeyi telaffuz etmeyen bir çocuk vardı hep. Söylersem eksikliğini büyütürüm sandım. Belki de adı yoktu o duygunun. Belki de şekilsiz bir ağırlıktı yalnızca.


Rüyamda gördüm onu. Uzun zaman sonra ilk kez. Kalabalıklar içindeydik ama sadece o netti. Diğer herkes flu. Konuşuyorduk… ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama sonunda dönüp “Hadi gidelim” dedi. Gittik mi bilmiyorum. Ama o gitti. Yine gitti. Ve ben içimde 35 yıllık bir çocukla baş başa kaldım.


Babama dair hatıralarımda sevgi değil, daha çok bir figür vardı: geleneksel, sert, otoriter… Erkek evladına mesafeli, onu susturan, küçülten, hep "yetersiz" bulan bir baba. 


Sevginin yerini disiplin, merhametin yerini öfke, bağ kurmanın yerini mesafe almıştı. Ve benim cevabım hep içimde büyüyen ve bir isyan ve bunun karşılığı siyasi yönelim oldu.

Ama bu isyan, zamanla yerini derin bir yoksunluğa bıraktı. Çünkü insan bazen nefret ettiğini sandığı şeyin yokluğunda en çok sevgiyi arar.


Annem... O hep ayakta kalmaya çalıştı. Dört kız kardeşime hem ana hem baba oldu. Yalnız bir kadının, toplumun erkek eksenli bakışına inat, ailesine sahip çıkma çırpınışlarını izledim yıllarca.


 Kadınlığı ezilen, anneliği kutsallaştırılan ama hiçbir zaman hak ettiği destek verilmeyen bir annenin mücadele hikâyesi bu. 


Evlatlarını korurken kendi ruhunun ne kadar paramparça olduğunu, çoğu zaman yalnızca gecelerde fark ettik. O bizim sığınağımız oldu, o dört kızı da benim gibi sırtlayıp büyüttü.


Ve babam… her şeye rağmen toplumda hâlâ unutulmayan bir önder kişilikti. Saygı duyulan, sözü dinlenen, bir yön gösterici…


 Ölümünden yıllar sonra bile adının ağırlığı vardı. Bu çelişki, içimdeki çocukla büyüyen yetişkinin en büyük sınavı oldu. Bir yanda evlatlarına mesafeli bir adam, diğer yanda toplumda iz bırakmış bir lider.


Buna "duygusal çelişki" diyorlar. Sevgiyle öfkenin iç içe geçtiği, bir figürün hem özlemle hem kırgınlıkla anıldığı hâl. 


Felsefede ise baba, yalnızca bir birey değil; bir idealdir. Sığınak olmalı, gölge değil. Ama bazı gölgeler o kadar büyür ki, ışığın nereden geldiğini unutturur.


Ben o ışığı bir rüyada tekrar gördüm. Belki de o gece, babam ilk kez gerçekten geldi yanıma. Ne bağırdı, ne susturdu. Sadece baktı ve dedi ki: “Hadi gidelim.”


Gitmedim. Çünkü artık ben onun bıraktığı yerden yürümeye devam ediyordum. Çünkü onun oğlu olmak zorundaydım. Toplum böyle istiyordu. Becerdim mi? İstedim mi? öyle yürümeye çslışırken başka bir yol seçmiştim. 


Ve biz... Dört kız kardeş ve bir oğul olarak, onun eksik bıraktığı sevgiyi birbirimize sarılarak tamamladık.**"Bir Rüyadan Kalan Baba"**


"Bazen en çok sevgiye ihtiyacı olanlar, sevgiyi vermeyi bilmeyenlerdir. Ve bazı çocuklar, babalarının gölgesinde değil; eksikliğinde büyür." S.H.


Bir kaç gün önce 14 Nisan'dı. 


Bu yıl, babamın bu dünyadan göçeli tam 35 yıl oldu.

O gidişi tarif etmek hâlâ zor; çünkü bir çocuğun hayatında hiç tam yerini bulamamış birinin ardından yas tutmak, boşluğu bile boşluk gibi yaşayamamaktır.


 On dokuz yaşına kadar "baba" kelimesini cümle içinde kullanmadım. İçimde bu kelimeyi telaffuz etmeyen bir çocuk vardı hep. Söylersem eksikliğini büyütürüm sandım. Belki de adı yoktu o duygunun. Belki de şekilsiz bir ağırlıktı yalnızca.


Rüyamda gördüm onu. Uzun zaman sonra ilk kez. Kalabalıklar içindeydik ama sadece o netti. Diğer herkes flu. Konuşuyorduk… ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama sonunda dönüp “Hadi gidelim” dedi. Gittik mi bilmiyorum. Ama o gitti. Yine gitti. Ve ben içimde 35 yıllık bir çocukla baş başa kaldım.


Babama dair hatıralarımda sevgi değil, daha çok bir figür vardı: geleneksel, sert, otoriter… Erkek evladına mesafeli, onu susturan, küçülten, hep "yetersiz" bulan bir baba. 


Sevginin yerini disiplin, merhametin yerini öfke, bağ kurmanın yerini mesafe almıştı. Ve benim cevabım hep içimde büyüyen ve bir isyan ve bunun karşılığı siyasi yönelim oldu.

Ama bu isyan, zamanla yerini derin bir yoksunluğa bıraktı. Çünkü insan bazen nefret ettiğini sandığı şeyin yokluğunda en çok sevgiyi arar.


Annem... O hep ayakta kalmaya çalıştı. Dört kız kardeşime hem ana hem baba oldu. Yalnız bir kadının, toplumun erkek eksenli bakışına inat, ailesine sahip çıkma çırpınışlarını izledim yıllarca.


 Kadınlığı ezilen, anneliği kutsallaştırılan ama hiçbir zaman hak ettiği destek verilmeyen bir annenin mücadele hikâyesi bu. 


Evlatlarını korurken kendi ruhunun ne kadar paramparça olduğunu, çoğu zaman yalnızca gecelerde fark ettik. O bizim sığınağımız oldu, o dört kızı da benim gibi sırtlayıp büyüttü.


Ve babam… her şeye rağmen toplumda hâlâ unutulmayan bir önder kişilikti. Saygı duyulan, sözü dinlenen, bir yön gösterici…


 Ölümünden yıllar sonra bile adının ağırlığı vardı. Bu çelişki, içimdeki çocukla büyüyen yetişkinin en büyük sınavı oldu. Bir yanda evlatlarına mesafeli bir adam, diğer yanda toplumda iz bırakmış bir lider.


Buna "duygusal çelişki" diyorlar. Sevgiyle öfkenin iç içe geçtiği, bir figürün hem özlemle hem kırgınlıkla anıldığı hâl. 


Felsefede ise baba, yalnızca bir birey değil; bir idealdir. Sığınak olmalı, gölge değil. Ama bazı gölgeler o kadar büyür ki, ışığın nereden geldiğini unutturur.


Ben o ışığı bir rüyada tekrar gördüm. Belki de o gece, babam ilk kez gerçekten geldi yanıma. Ne bağırdı, ne susturdu. Sadece baktı ve dedi ki: “Hadi gidelim.”


Gitmedim. Çünkü artık ben onun bıraktığı yerden yürümeye devam ediyordum. Çünkü onun oğlu olmak zorundaydım. Toplum böyle istiyordu. Becerdim mi? İstedim mi? öyle yürümeye çslışırken başka bir yol seçmiştim. 


Ve biz... Dört kız kardeş ve bir oğul olarak, onun eksik bıraktığı sevgiyi birbirimize sarılarak tamamladık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**