**"Ateşin ve Yağmurun Arasında"**
Bu denemelerin sayısı artmaya başladı. Belki en sonunda hepsi bir araya gelebilir.
**"Ateşin ve Yağmurun Arasında"**
Dama vuran yağmur taneleri, bir kalbin ritmi gibiydi. Ne hızlı ne yavaş… Sanki bir şey anlatmak istiyor, ama dili yokmuş gibi cama vuruyor, sonra sessizce süzülüyordu.
İçeride, şöminenin çıtırtısıyla birleşince bu sesler, zaman sanki ağırlaştı. Ateşin kızıl dansı, duvara vuran gölgelerle âdeta anılardan bir oyun kuruyordu.
İkimiz de konuşmuyorduk. Konuşmak gerekmiyordu. Sessizlik, kelimelerden daha gerçekti o an.
O ellerini bardağa sarmış, çaydan değil, dokunuşumdan ısınıyordu sanki. Ben ise yüzüne bakmaya korkuyordum; çünkü aşk, bazen bir çift gözde felaket gibi belirirdi.
İçine çekildikçe büyüyen bir boşluk, ama aynı zamanda dolup taşan bir varlık…
“Hatırlıyor musun?” dedi sonunda, “İlk yağmurda buluşmuştuk.”
Başımı salladım. Hatırlamamak mümkün müydü? O gün de yağmur böyle dövüyordu kenti, ama biz sırılsıklamken bile içimiz kupkuruydu.
Şimdi ise kuru duvarlar arasında, yandıkça susmayan bir yangın vardı aramızda.
Aşk, belki de tam da böyle bir şeydi:
Yağmurla yanmak, ateşle ıslanmak…
Dışarıda rüzgâr uğulduyordu. Zaman, geçmişle gelecek arasında gerilmiş bir tel gibi titriyordu. Şöminenin ışığında yüzü biraz daha büyülüydü. Her kıvılcım, bir anıyı ateşliyordu içimde.
Ve ben düşündüm:
Aşk, belki de bir odada birlikte susabilmekti.
Ya da yağmurla konuşup, ateşle anlaşabilmekti.
Ve belki de hepsinden öte, bir kadını dinlemeyi becerebilmekti sevmek.
Sözünü kesmeden, fikrini düzeltmeden, içini küçültmeden... Dinleyebilmekti.
Yorumlar
Yorum Gönder