**"Aşkın İki Yakası"**
Denemelere devam...
**"Aşkın İki Yakası"**
Bir taraf severken, diğer taraf susar.
Bir taraf giderken, öbürü kalır.
Ve aşk dediğimiz o büyük savaş alanı, aslında iki yıkıntının arasında kalan küçük bir vadidir: Ne tam anlamıyla kazanılmış, ne de tamamıyla kaybedilmiştir.
Aşk, zaferin ve yenilginin aynı yatakta yattığı bir hayal gibidir. Biri "ben haklıydım" der, diğeri "ben sevdim"… Ama gerçekte, haklılık da sevgi de birbirini yutarken yok olur. Aşkın sonunda bir taraf mutluluğun tepesine bayrak diktiğini sanırken, öteki kalbinde bir halk ayaklanması başlatır.
Ve ikisi de yanılır.
Çünkü bir ilişkide zafer varsa, aşk çoktan kaçıp gitmiştir.
Bir taraf gururla susuyorsa, diğer tarafın gözyaşı boğazında düğümlenmiştir.
Bir taraf "bitti" derken güçlü görünüyorsa, diğer tarafın içi çoktan kül olmuştur.
Aşk, iki yüreğin ortak özgürlüğüdür; biri diğerine hükmettiği anda zincirler şakırtıyla iner gökten.
Ve en acı olan da şudur:
Bir tarafın zaferi, diğer tarafın intikamıdır.
Ve bu savaşların kesin olan tek sonucu vardır: Hepimizin özgürlüğünü kaybetmesi.
Sevmek, bir kuşu elde tutmak değildir;
Ona kendi kanatlarını hatırlatmaktır.
Ama biz çoğu kez o kuşu kafese koyar, sonra da susmasını isteriz.
Kafesteki kuş sustuğunda, onu anladığımızı sanırız.
Oysa o, sadece içinden çıkamadığı için susmuştur.
Aynı bizler gibi…
Kalbinden çıkamadığı aşkların içinde sessizce oturan insanlar gibi.
Birbirimize üstün gelmeye çalıştıkça, yenildik.
Kendimizi unutturdukça sevdik, sevdikçe kendimizi yitirdik.
Ve sonunda ne kaldı geriye?
İki yalnızlık, iki harabe, iki duvar…
Ve duvarların arasında yankılanan tek bir cümle:
"Keşke sevmek, kazanmak değil, anlamak olsaydı..."
Aşk, kimsenin kazanmaması gereken bir savaş.
Çünkü kazanırsan kaybedersin;
Kaybedersen, belki gerçekten sevmiş olursun.
Ama her hâlükârda…
Aşkın iki yakasında da özgürlük elinden kayıp gider.
Ve biz, içimizde sonsuz bir suskunlukla o vadide yürümeye devam ederiz.
Bir elimizde gurur, diğer elimizde geç kalmış bir özürle…
Yorumlar
Yorum Gönder