**"Karadeniz’in Kıyılarında Bir Işık Talanı"**
**"Karadeniz’in Kıyılarında Bir Işık Talanı"**
Sosyal medyada gezinirken uzaydan çekilmiş tüm Karadeniz kıyılarını gösteren gösteren bir fotoğrafa denk geldim.
İlk başta her şeyden bağımsız olarak baktığında ışıklandırılmış bir sahil şeriti gerçekten güzel geldi bana. Bizim sahillerimiz aydınlatılmış Rus tarsfı ise karanlığa gömülmüştü.
Sonra yıllar önce ekoloji ve yaşam mücadelesi içinde bir sohbette dıyduklarım aklıma geldi. Anlatan kişi Karadeniz Sahil Yolunun deniz canlı yaşamına etkilerini, özellikle ses ve ışığın deniz canlıları üzerinde yarattığı stresten bahsetmişti.
Fotoğrafı görünce hatırladığım bu konuşmanın üzerine biraz araştırayım dedim ve aslında büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu gördüm maalesef.
Manzara aslında korkunçtu. Geceye uzaydan bakınca insanın yüreğinin sıkışması gerekiyormuş. Karadeniz’in sahil boyunca uzanan kentleri, sanki gökyüzünden aşağıya inmiş devasa bir ışık şeridi gibi…
Samsun’dan Trabzon’a, Ordu’dan Rize’ye kadar ve hatta İstanbul' un Karadeniz kıyılarına kadar sahil boyunca kentlerin yapay ışıklarla aydınlatıldığı görülüyor. Ancak bu aydınlık, gerçekte karanlığın habercisi.
Kapitalizmin hoyrat kentleşme anlayışı, doğayı hiçe sayarak kentleri sıkıştırıp büyütürken, göz ardı edilen bir sorun var: Yapay ışıklandırmanın deniz ekosistemine verdiği zarar.
Hani derler ya, “Kentler ışıldasın, gelişmişlik budur” diye… Oysa bu ışıklar, yalnızca sahili değil, denizleri de boğuyor.
Doğa, milyonlarca yıl boyunca belirli döngülerle yaşamını sürdürdü. Deniz kaplumbağaları yumurtadan çıktığında, ay ışığını rehber alarak denize doğru ilerlerdi.
Ancak sahil boyunca çekilen neon ışıkları ve güçlü sokak lambaları, bu doğal dengeyi yerle bir etti. Yavrular, denize gitmek yerine kara tarafa sürükleniyor ve yaşamlarını yitirmeye mahkûm oluyorlar.
Aynı şekilde, göç eden balıklar ve planktonlar ( mikroskobik canlı) da bu ışık oyunundan paylarını alıyor.
Gecenin serin sularında yön bulmaya çalışan canlılar, yapay ışık kaynakları nedeniyle doğal rotalarını şaşırıyor.
Okyanus ekolojisinin temel taşlarından biri olan plankton hareketleri değiştikçe, zincirleme bir reaksiyonla tüm ekosistem etkileniyor.
Küçük balıkların, planktonların değişen döngüsü, daha büyük avcıların beslenme düzenini de bozuyor. Tüm bunlar, kapitalizmin “modern kentleşme” hezeyanının doğa üzerindeki gizli ama yıkıcı etkilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Kentleşmenin doğayı nasıl yıktığını görmek için Karadeniz kıyılarında dolaşmaya gerek yok, bir gece vakti gökyüzüne bakmak yeterli. Türkiye’nin kuzey sahili, yapay ışıklarla kaplanmış, adeta ateşe verilmiş gibi parlıyor.
Rusya kıyılarına baktığımızda ise bambaşka bir manzara var. Orada, Karadeniz kıyıları neredeyse karanlık kalıyor; şehirler sahili sömürmemiş, geceye biraz olsun saygı göstermiş.
Peki, neden? Çünkü kapitalizmin plansız ve kâr hırsıyla şişirilmiş kentleşme modeli, Türkiye’de doğal kaynakları hoyratça tüketirken, Rusya kıyılarında bu denli bir ışık yoğunluğu olmaması, farklı bir kalkınma modelinin henüz daha yıkılamayan sonucudur.
Türkiye’de kentler birbirine yapışık halde, kıyılar adeta tüketilecek birer “rant alanı” gibi kullanılıyor. Yol projeleri, oteller, rezidanslar ve sayısız sahil işletmesi için sahiller ışıklandırılıyor, fakat bu ışıkların kime faydası olduğu pek sorgulanmıyor.
Bu, kapitalizmin kentleşme anlayışının en çıplak göstergesidir: İnsanların yaşaması için değil, sermayenin büyümesi için şehirler kuruluyor.
Işıklandırılmış bu yollar, sahil boyunca ilerleyen otobanlar, sahildeki parlak yapılar… Bunlar, balıkçının, çiftçinin, emekçinin hayatını kolaylaştırmak için mi yapılıyor, yoksa birkaç büyük sermaye grubunun projelerine rant sağlamak için mi?
Karadeniz’in sahilleri, sadece bir kıyı hattı değil, bir yaşam alanıdır. Balıkçılar, göç eden kuşlar, deniz kaplumbağaları, planktonlar, yosunlar, kıyı balıkları…
Tüm bu ekosistem, gereksiz ve kontrolsüz ışıklandırma nedeniyle tehdit altında. Kentlerimizi bu kadar parlak yapmaya çalışırken, denizlerimizi kör ediyoruz.
Gelişmişlik, ışıklarla değil, doğaya saygıyla ölçülür. Kapitalizmin dayattığı modernleşme ve kentleşme modeli, doğayla uyumlu olmaktan çok uzaktır.
Eğer bir gün gerçekten “aydınlık” bir toplum olacaksak, bu sahil şeritlerini delice ışıklandırarak değil, doğayla barışık politikalar geliştirerek olacak. Yoksa bu ışıklar sönmeyecek, ama denizlerimiz, canlılarımız ve doğamız sessizce ölmeye devam edecek.
Sahil yolunun oluşturduğu ses, aşırı ışıklandırma. Ve neden balık türlerimiz yok oluyor. Nehirlerle birlikte fabrikalardan denizlere akıttığımız tonlarca kimyasal, ve bunun gibi doğayı kirleten, suları kirleten bir sürü etkenin üzerine bir de bunu eklemişiz.
Doğayla hep bir kavgalıyız. Ne uğruna? Para. Kendimizi, yaşamı, insanlığı yok ediyoruz.
Bu yüzden, belki de en güzel ışıklandırma, gereksiz tüm yapay ışıkları kapatıp Karadeniz’in sahillerinde yıldızları tekrar görebilmektir.
Yorumlar
Yorum Gönder