**"Düşlerin Öldüğü Gün"**

 Denemelere devam 😉


**"Düşlerin Öldüğü Gün"**


Sahil boyunca uzanan dar patikada yürüyordu. Ayaklarının altında çakıllar ufalanıyor, denizden gelen nemli rüzgâr, gri sisin içinde kaybolmuş dağları kucaklayarak yüzüne çarpıyordu. 


Ellerini cebine sokmuştu, eski bir alışkanlık. Birkaç adımda bir duruyor, başını kaldırıp ufka bakıyordu, sanki orada bir şey arıyormuş gibi. 


Ama neyi aradığını bilmiyordu artık. Bir zamanlar bildiği her şey, yağmurların ıslattığı bir sokak lambasının altında unutulmuş gibiydi.


Çocukken, bu patikada koşardı. Gün batımında denizin mavisine karışan turuncu ışıklar altında, dünyayı kendi düşleriyle örerdi. 


O günlerin sıcaklığını, annesinin bahçeye serdiği beyaz çarşafların kokusunu, yağmur sonrası toprağın yumuşaklığını hatırlıyordu. 


Ama şimdi, yılların birbiri ardına yığıldığı bu topraklarda, düşlerinin gölgesi bile kalmamıştı. Oysa düşlerin öldüğü gün, insan da ölmez miydi?


Bir bank buldu ve oturdu. Üstünde eski, kazınmış bir yazı vardı: "Bütün denizler aynı denize çıkar." Kim yazmıştı bunu? Belki bir denizci, belki aşktan vazgeçmiş biri, belki de hâlâ umudu olan birisi. 


Elini yazının üzerine koydu, parmak uçları soğuk metali hissetti. Sonra uzakta, rüzgâra karışan ince bir melodi duydu.


Kadın, kıyıdaki taşlara oturmuş, ince parmaklarını gitarın tellerinde gezdiriyordu. Siyah saçları, rüzgârın dokunuşuyla savruluyor, gözleri kapalıydı.


 Kendi dünyasında bir ezgiye tutunmuş gibiydi. Adam, kadını izlerken yıllar önce kaybettiği bir şeyi bulmuş gibi hissetti. Düşlerinin en karanlık yerine gömdüğü bir şeyi.


"Ne çalıyorsun?" diye sordu, sesi rüzgârın içinde eriyerek.


Kadın başını kaldırıp gülümsedi. "Bir şarkı. Ama sanırım sözleri eksik."


Adam, düşünmeden cevap verdi: "Belki de tamamlanması için birine ihtiyacı vardır."


Kadın, gitarını kucağına alıp başını salladı. "Belki de. Ama bazen, tamamlanmamış şeyler daha anlamlıdır."


Adam sessizce onu izledi. O an, geçmişin gölgeleri biraz olsun aralandı. Belki düşler ölmemişti, sadece derin bir uykudaydı. Belki de yeniden uyanmaları için, bir ezginin, bir rüzgârın, bir bakışın yeterli olduğu bir yerdeydi.


Kadın, tekrar tellerin üzerinde parmaklarını gezdirirken, adam gözlerini kapadı ve müziğin içinde kayboldu. 


İçinde bir şey filizleniyordu. Henüz adı konmamış bir şey. Ama yaşamak için, sevmenin ve var olmanın ihtimalini öldürmemek gerektiğini o an anladı.


Ve belki de, düşler o gün yeniden doğdu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**