**"Tanrı’nın Ölümü, Dinlerin Çürümesi ve AKP’nin Saray Rejimi"**

 **"Tanrı’nın Ölümü, Dinlerin Çürümesi ve AKP’nin Saray Rejimi"**


Nietzsche, “Tanrı öldü!” dediğinde, insanlığın metafizik bir boşluğa düştüğünü anlatıyordu. 


Ancak AKP döneminde yaşanan şey sadece metafizik bir kriz değil, Tanrı’nın bizzat iktidarın eliyle öldürülmesi ve dinlerin ruhsuz birer araç haline getirilmesiyle son buldu. 


Nereden mi bu kanıya varıyorum. Şöyle açıklayayım. AKP özellikle son 10 yılda dini,inançları öyle deforme etti ki gençler dinsiz oluyor,deist oluyor tesbiti Diyanet işleri Başkanlığının rapırlarında geçiyordu. 


Saray rejimi, İslam’ı bir inanç olmaktan çıkartıp bir tahakküm mekanizmasına dönüştürdü. Camiler, iktidarın propaganda araçları oldu; fetvalar, hukukun yerini aldı; ibadet, sadakat testi haline geldi. Ve böylece, halklar için din artık manevi bir sığınak olmaktan çıkıp, iktidarın zulüm aygıtına dönüştü.


AKP’nin temsil ettiği İslamcılık, dinin etik boyutunu yok ederek, onu bir tahakküm ve rant aracı haline getirdi. Allah AKP'li patronlara 50 milyoncuk teşvikler verirken yoksullar, 'sabır' adı altında sefalet içinde bırakılırken, lüks içinde yaşayan muktedirler, haramı helal kılmanın yollarını buldu. 


Faiz haram denildi sonra nas var nas denildi ama beytülmal yağmalandı. Bir türlü nas ile faiz arasında bir denge kurulamadı. 


Yalan haram denildi ama meydanlar, ekranlar, vaaz kürsüleri yalanın merkezi oldu. Emeğin hakkı kutsaldır denildi ama işçiler maden ocaklarında, fabrikalarda, inşaatlarda ölüme terk edildi. Hatta patronların çıkarları için tekmelendi,çiftçiye ananına da al git denildi. 


İşte tam da bu yüzden AKP rejimi altında din çürüdü, anlamını yitirdi ve Tanrı, sarayın yüksek duvarları ardında sessizce öldü.


Din artık bir ruh değil, bir kontrol mekanizması. İmamlar, iktidarın ideologlarına dönüştü. Fetvalar, sadece saraya hizmet eden birer yönetmelik halini aldı. 


Tarikatlar, iktidar eliyle şişirilerek büyük birer sermaye grubuna dönüştü ve halkın ensesinde birer vergi memuru gibi beklemeye başladılar. Hatta şeyhler arasında servet kavgaları çıktı. 


Öyle ki artık İslamcılık, halkın adalet arayışına değil, baskının pekiştirilmesine hizmet ediyor. Halkın kutsalı, sarayın oyuncağı oldu. 


Ve böylesi bir düzende, artık ne Tanrı ne de din halkın yanında. Tanrı, yoksulun feryadına cevap vermiyor , sesini duymuyor çünkü sarayın dört duvarı onun sesini boğuyor. 


Din, zalime karşı hakikati haykırmıyor çünkü saraydan maaş alanlar, sarayı rahatsız edecek tek bir kelime bile edemiyor. Çünkü din Saraydan besleniyor. 


Böylece Nietzsche’nin haykırışı, AKP döneminde gerçek oldu ama bambaşka bir şekilde. Bu kez Tanrı’yı öldüren, modernleşme ya da sekülerleşme değil, tam tersinden onun adını kullanarak iktidar inşa edenlerdi. 


Din, iktidarın elinde bir ruhsuz maskeye döndü ve artık adalet için değil, zulmü meşrulaştırmak için var edildi. 


Eğer Tanrı gerçekten adaletin, hakkın, vicdanın tarafındaysa, AKP'nin Tanrısı çoktan ölmüş demektir. 


Eğer din gerçekten halkın kurtuluşu içinse, bu düzenin dini artık yok hükmündedir. Çünkü sadece zengine veriyor,fakire cennetini bahşediyor. 


Ve belki de bu yüzden, yeni bir inanç, yeni bir adalet, yeni bir hakikat arayışı kaçınılmaz hale gelmiştir. İşte bu hakikat emekçilerin, işçilerin kendi elleriyle kuracağı dünyadır. Orada kendilerine ait olan dini en saf haliyle yaratabilirler. 


Çünkü eğer bu dünyada zulme karşı durulmazsa, Tanrı’nın ölümüne ağlamaya bile hiç kimse kalmayacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**