*"Pontus’un Hayaleti ve Tarihin Sahipleri"**

 **"Pontus’un Hayaleti ve Tarihin Sahipleri"**


Ne zaman Trabzon ve Trabzon'lu bir isim öne çıksa ve hatta Trabzonspor, ülkede bir söylem hızla yükselir; "Pontus' un Rumları" diye. 


Kimdir bu Pontuslular? Neden böyle bir söylem dillendirilir.  Bu konuyu yıllarca okuruz konuşuruz.  Trabzon'da Bilim Sanat Evi'nde yeni sayısı Mart'ta çıkacak Bilim Kültür Sanat Dergisi için toplantı yaparken yazı kurulunda bulunan tarihçi öğretim görevlisi Veysel Usta ile bu konuyu ayrıntıları ile konuştuk. 


Verimli bir sohbet olmuştu. Sonrasında bu konuda biraz daha okumalar yaptım. Ve bu meseleyi aklım aldığınca yazmak istedim. 


Başlayalım bakalım. Bunlar benim okuduğum ve dinlediklerimden çıkarttıklarım. Farklı görüşler yorumlara yazabilir , onları da öğrenmiş oluruz. 


Karadeniz’in tuzlu rüzgârı kıyıları yalarken, tarih de fısıldar. Dalgaların sahile vuruşu gibi, geçmişin yankıları bugüne çarpar durur. 


Pontus meselesi de böyle bir tarihî gölge; milliyetçiliğin, sermaye birikiminin ve ulus-devlet inşasının kesiştiği bir kavşak. Ama meseleye nereden bakıldığına bağlı olarak, anlatı değişir.


Türkiye’de Pontus, bir isyanın bastırılması ve ulusal bütünlüğü koruma mücadelesi olarak anlatılır. Yunanistan’da ise kaybedilmiş bir vatan, sürgüne gönderilenlerin trajedisi ve "soykırım" söylemi üzerinden şekillenir. Oysa tarih, iki ulus-devletin dar penceresine sığmayacak kadar geniştir.


Pontus: Kimin Tarihi?


Bugün "Pontus" denince akla gelenler genellikle Yunan milliyetçiliğinin penceresinden anlatılan bir hikâye.


 Ancak tarih boyunca Pontus adıyla birkaç farklı devlet var oldu. Mithridates’in Pontus Krallığı, Roma’nın Pontus Eyaleti, Bizans’ın Pontus Theması ve en son Trabzon İmparatorluğu...


Şimdi durup soralım: Neden sadece Trabzon İmparatorluğu "Rum" olarak adlandırılıyor?


Aslında sebep basit. Devletin resmî dili Yunanca’ydı. Yönetici hanedan Bizanslıydı. Din Ortodoksluktu. Ama nüfus? Lazlar, Gürcüler, Ermeniler, Hristiyan Kıpçaklar, Alanlar... 


Kısacası Pontus dediğimiz coğrafya, hiçbir zaman tek bir etnisitenin hüküm sürdüğü bir bölge olmadı.


Ama ulus-devlet mantığı farklı işler. Homojenlik ister. O yüzden Osmanlı, milliyetçilik yükseldikçe "Rum" kimliğini diğer halkları da kapsayan tek bir çerçeveye oturttu. 


O yüzden Yunanistan, mübadeleyle gönderilen Pontusluları bile "gerçek Yunan" olarak kabul etmedi.


Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş, sadece bir rejim değişikliği değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik ve sınıfsal dönüşümdü. 


Ermeni Tehciri, Rumların tasfiyesi, mübadele süreci, yalnızca etnik temizlik olarak değil, Osmanlı’dan devralınan sermaye birikiminin yeni "millî" sermayeye devredilmesi süreci olarak da okunmalıdır.


1915’te Ermeniler sürüldü, mallarına el konuldu. 1923’te Rumlar gönderildi, geride kalan dükkânlar, fabrikalar, topraklar yeni bir burjuvazi yaratmak için kullanıldı.


Bugün de büyük maden projeleri, enerji santralleri, kamulaştırmalar hep aynı mantıkla yapılıyor: Yerel halkın elinden alınan değerler, yeni sermaye birikim süreçlerinin taşlarını döşüyor.


Bugün Türkiye’de Pontus meselesi, siyasi suçlamaların malzemesi olmaktan öteye gitmiyor. Bir siyasetçiyi hedef göstermek mi gerekiyor? "Pontusçu" deniyor. Bir muhalif hareket bastırılacak mı? "Dış mihraklarla bağlantılı Pontusçular" söylemi devreye giriyor.


Ama gerçek şu: Pontusçuluk bugün ne Türkiye’de bir tehdit, ne de Yunanistan’da bir ulusal mesele. Daha çok, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimleri diri tutmaya yarayan bir propaganda aracı.


Ancak mesele sadece milliyetçilik değil. Pontus’un gölgesinde ulus-devletlerin sermaye birikimi, emperyalist planlar ve yerel halkların nasıl gözden çıkarıldığı yatıyor.


Bugün Pontus’un hayaleti hâlâ Karadeniz’in dalgalarında geziniyor. Ancak asıl soru şu: Bu hayalet kimin çıkarına konuşuyor?


Eğer bu tarih milliyetçiliğin malzemesi olarak kullanılırsa, gerçeği asla göremeyiz. Ama sınıfsal mücadele perspektifinden bakarsak, Pontus meselesinin ulus-devletlerin sınırlarını aşan, sermaye ile halklar arasındaki ilişkiye dair büyük bir hikâyeye işaret ettiğini görürüz.


Ve belki de en önemli soru budur: Tarih kimin için yazılıyor ve kimler susturuluyor?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**