**"Parti-Devletin Çelik Disiplini: Burjuvazinin Susturulması , susturulmak istenmesi "**

 **"Parti-Devletin Çelik Disiplini: Burjuvazinin Susturulması , susturulmak istenmesi "**


Marx’ın devleti tanımlarken söylediği meşhur bir söz vardır: “Modern devlet, burjuvazinin ortak işlerini yürüten bir komiteden ibarettir.” Devlet, burjuva sınıfının çıkarlarını örgütleyen ve koruyan bir aygıttır.


 Fakat devletin burjuvaziyi susturduğu bir tablo, Marksist perspektiften ele alındığında, klasik burjuva devlet modelinin belirli koşullarda değiştiğini gösterir. 


Bu, bir burjuva fraksiyonunun diğerlerini tasfiye ettiği, devletin tekelleşmiş partinin oluşturduğu bir sermaye grubu etrafında şekillendiği ve bu süreçte burjuva hukukunun bile rafa kaldırıldığı bir dönüşüm diye tarif edebiliriz sanırım. 


Normal şartlarda, burjuva devlet, sınıf egemenliğini sürdürebilmek için görece bir hukuk düzeni işletir. Bunun nedeni, burjuvazinin homojen bir kitle değil, çıkarları kimi zaman çatışan farklı kesimlerden oluşmasıdır.


 Liberal burjuva demokrasisi, bu kesimler arasında bir denge mekanizmasıdır diyebiliriz sanırım. Ancak, eğer bir kapitalist klik, devletin tüm aygıtlarını tekeline alırsa, diğer burjuva fraksiyonlarını çıkarlar çatıştığında da susturabilir. Bugün TÜSİAD'ın rahatsızlığı ve Saray'ın susturmak istemesi tam da buna uyuyor değil mi? 


Bence Türkiye’de yaşanan tam da budur. 20 yılı aşkın bir süredir, bir siyasi parti devlete dönüşmüş, yargıyı ve kolluk kuvvetlerini doğrudan kendi varlığını koruma aracı hâline getirmiştir. 


Sadece işçi sınıfına ya da sosyalistlere değil, devletin tekelleşmesine karşı çıkan burjuvazinin belli kesimlerine bile sopa göstermektedir. 


"Gerçeğe aykırı beyanda bulunmak" gibi muğlak suçlamalarla hem halkı hem de burjuvazinin hoşnutsuz kesimlerini baskı altına almaktadır.


Bu durum, klasik burjuva devleti modelinden uzaklaşıldığını ve bir parti-devlet rejimine geçildiğini gösteriyor bize. Buna karşı çıkanlar olabilir tabi.


Bu tip rejimler, otoriterleşen burjuva iktidarlarının en ileri aşamalarından biridir. Lenin'in faşizmi tanımlarken yaptığı vurgu burada önemlidir: Finans kapitalin en gerici, en şoven ve en emperyalist unsurlarının egemenliği. Sanırım bu tanıma uyuyor bugün yaşananlar. 


Bugün Türkiye’de yaşanan, finans kapitalin belirli bir fraksiyonunun tam hâkimiyeti ve onun iktidarını sarsabilecek her unsurun, burjuvazi dahi olsa, baskılanmasıdır.


Burjuva devlet, normalde kapitalistlerin farklı fraksiyonları arasında bir denge unsuru gibi hareket eder. Ancak Türkiye’de olduğu gibi, bazı koşullarda burjuva devlet, burjuvazinin belirli bir kesimi tarafından tamamen ele geçirilir ve devlet-parti iç içe geçerek diğer burjuva grupları tasfiye etmeye başlar. Buna katılmayabilirsiniz ama gelinen süreçte bence böyle bir durum var. 


Bugün Türkiye’de AKP iktidarı, klasik burjuva devlet refleksinden saparak, devletin tüm aygıtlarını kendi sermaye bloğunun lehine çalıştırmaktadır. 


Bu, burjuva hukuku açısından bile bir anomali yaratmaktadır. Hâkim fraksiyon, rakip burjuva kesimlerini "hain, yıkıcı, suçlu" ilan ederek baskı altına almaktadır.


Bunun en önemli göstergelerinden biri bugün, TÜSİAD ve benzeri burjuva sınıf temsilcilerinin dahi açık tehditlerle karşı karşıya kalmasıdır.


 Normalde Türkiye gibi bağımlı kapitalist ülkelerde, burjuvazi kendi aralarındaki meseleleri devlet aracılığıyla çözmeye çalışırken, devletin kendisi belirli bir klik tarafından ele geçirilince diğer fraksiyonları da tasfiye etmeye başlar. Bugün iktidarı islamcı kesimler ele geçirmiş ve devlet eliyle kendi sermayelerini oluşturmuşlardır. 


Burada Gramsci’nin "hegemonya krizi" kavramı önemlidir. Burjuvazi, toplum üzerinde rızaya dayalı bir hegemonya kuramadığında, baskı aygıtlarını daha sert biçimde devreye sokar.


 Ancak bu süreç, burjuva sınıf içinde yeni kırılmalara ve güç kaymalarına yol açabilir. Bugün, devletin belli bir sermaye grubu tarafından işgal edilmesi, diğer burjuva unsurları bile tehdit eden bir baskı mekanizmasına dönüşmüştür.


Devlet, Parti-Devlet ve Faşizme Giden Yol


Bir parti-devlet rejimi, Marx’ın klasik burjuva devlet analizinin dışına çıkarak, devletin belirli bir sermaye grubunun çıkarlarını mutlak şekilde koruyan bir aygıta dönüşmesini ifade eder. 


Türkiye’de bu sürecin tamamlandığı ve devletin artık tümüyle belli bir kapitalist blokun koruma mekanizması hâline geldiği görülmektedir.


Burjuva sınıfının farklı kesimlerinin susturulması, sermayenin diğer fraksiyonlarının tasfiyesine işaret eder. Ancak burada kritik bir nokta vardır: Kapitalizmde devlet, sermayeye rağmen değil, sermaye için vardır. 


Dolayısıyla, burjuvazinin susturulması sınıfsal çelişkileri keskinleştirirken, işçi sınıfının baskıya karşı nasıl bir örgütlülük göstereceği belirleyici olacaktır.


Burjuva sınıf içindeki çelişkiler ne kadar keskinleşirse keskinleşsin, bu durum tek başına bir sistem krizine dönüşmez. Çünkü burjuva devlet, temelinde işçi sınıfının sömürüsünü sürdürmek için vardır. 


Ancak, eğer işçi sınıfı, burjuvazinin bazı kesimleriyle benzer baskıları yaşarken, kendi bağımsız politik hattını oluşturamazsa, bu çatışma sadece sermayenin iç hesaplaşmasıyla sınırlı kalır.


Bugün Türkiye’de yargının bir sopa olarak kullanılması, sadece muhalifleri değil, burjuvazinin "uyumsuz" kesimlerini bile hedef almaktadır.


 Ancak unutulmamalıdır ki, burjuvazi kendi varlığı gereği her zaman devlete muhtaçtır. Bugün baskı gören burjuva fraksiyonları, sermaye düzeni içinde kalmaya devam etmek istedikleri sürece, kendi baskılanmalarına gerçek bir çıkış yolu bulamazlar.


Bu nedenle, burjuvazi içindeki çatışmaların işçi sınıfı lehine bir dönüşüme yol açması, ancak örgütlü ve bağımsız bir sınıf hareketiyle mümkün olabilir. 


Aksi takdirde, burjuva kesimler arasındaki hesaplaşmalar sadece yeni bir sermaye bloğunun iktidarı ele geçirmesiyle sonuçlanır ve baskı mekanizması sadece yeni hedeflere yönelir.


Bugün Türkiye’de yaşanan, devletin bir partiye ve belli bir sermaye grubuna indirgenmesi sürecidir. Ancak  asıl mesele burjuvazinin iç çatışmaları değil, işçi sınıfının bu süreci nasıl değerlendireceği ve örgütlü bir karşılık verip veremeyeceğidir.


İşte bunun için örgütlü ve güçlü yapılara ihtiyaç vardır. Eğer bunu beceremezsek  burjuvazinin klikleri arasında savrulur gideriz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**