**"ELEKTRİĞİ KİM ÜRETİYOR, KİM KULLANIYOR?"**

 **"ELEKTRİĞİ KİM ÜRETİYOR, KİM KULLANIYOR?"**


Türkiye’nin dört bir yanında işçiler, patronların aşırı kâr hırsına ve acımasız sömürü çarklarına karşı ayakta. 


Grevler, direnişler, hak arayışları ülkenin farklı köşelerinde yankılanırken, bu mücadelenin en sıcak noktalarından biri Trabzon Arsin’de yaşanıyor.


 Kazancı Holding’e bağlı Çoruh EDAŞ işçileri, düzensiz maaş ödemelerine, sendikal faaliyetlere yönelik baskılara, keyfi işten çıkarmalara ve kötü çalışma koşullarına karşı direniyor.


Ancak bu direnişin hikayesi sadece patronların doymak bilmez kâr hırsıyla sınırlı değil. İşçiler, bir yandan düşük ücretler ve ağır iş yüküyle mücadele ederken, diğer yandan sendikalar arasındaki sınır kapatma protokollerinin kurbanı oluyor. 


Sarı sendikanın işçileri patrona teslim etmesine karşı, başka bir sendikaya geçmek isteyen işçiler, bürokratik engellerle karşılaşıyor. 


Yani yalnızca patronlar değil, sistemin kendisi de işçinin karşısında örgütlü bir duvar gibi dikiliyor. Ama unutulan bir şey var: Enerjiyi üreten, şehirlere ışık veren, fabrikalara can suyu taşıyan işçidir. 


Ve işçi eğer birleşirse, o ampulü söndürebilir de, daha parlak bir ışık da yakabilir!


Memleketin dört bir yanında elektrik direklerine tırmanan işçiler var. Hayatları, ellerini koydukları yüksek gerilim hatları kadar tehlikede. Üstelik tek tehdit elektrik akımı değil; asıl tehlike patronların aç gözlülüğü, siyasi iktidarın koruyucu kanatları altında daha da pervasızlaşan sömürü düzeni.


Arsin’de Çoruh EDAŞ işçileri grevde. Neden mi? Maaşlar düzensiz yatıyor, sendikal faaliyet gösteren işçiler kapının önüne konuluyor, yöneticilerse “Yeni sistem, yeni oluşum” diye masallar anlatıyor.


 Esasında bu, eski bir hikaye: Patronlar kazanırken işçilerin payına düşen hep faturanın en ağır kısmı.


Peki kim bu patronlar? Bir zamanlar ortalama bir şirketken, AKP’nin ihale ve özelleştirme ikliminde hızla büyüyen Kazancı Holding. 


Eline geçirdiği enerji dağıtım bölgeleriyle yükselen, faturaları şişirip işçiyi küçülten, “yerli ve milli sermaye” naralarıyla kârını katlayanlardan biri.


Basit bir soru soralım: Enerjiyi kim üretiyor? İşçiler. Elektrik hatlarını kim kuruyor? İşçiler. Peki kârı kim alıyor? Patronlar. 


Karl Marx'ın Artı Değer Teorisi ders niteliğinde: İşçinin ürettiği enerji patronun kasasına akar, işçiye ise asgari ücretin kırıntıları bırakılır.


Kazancı Holding’in hikayesi tam da budur. 2010’da Çoruh EDAŞ’ı kaptıktan sonra, faturalara eklenen her kuruş, işçilerin cebinden alınıp holding sahiplerinin servetine ekleniyor. 


Kapitalizmin en temel yasası işliyor: İşçinin emeği sömürülerek sermaye birikimi sağlanıyor. Patronlar, işçinin sırtından elde edilen kazançla saraylarda otururken, enerjiyi üreten işçiler ödenmeyen maaşları ve işten atılma tehdidiyle yaşıyor.


Bugün Arsin’de, yarın başka bir şehirde işçilerin isyan etmesi kaçınılmaz. Çünkü sermayenin işleyişi değişmez: Daha fazla kâr için daha fazla sömürü.


 Patronlar işçilerin ücretlerini geciktirir, sendikayı pasifize eder, sonra da işçi hakkını arayınca “tasarruf tedbirleri” bahanesiyle kapının önüne koyar.


Enerji işçilerinin anlattıklarına göre sarı sendikanın ihanetinden kaçarken başka bir sendikaya sığınıyor. Ama DİSK’in “başka sendikanın alanına girmeme” protokolü, işçilerin örgütlenmesini daha da zorlaştırıyor. 


İşçiler hangi sendikaya gitse, patronun gölgesi peşlerini bırakmıyor. İşçiyi değil, kendi statüsünü koruma derdindeki sendikalar, patronların ekmeğine yağ sürüyor.


Ancak tarih bize gösterdi ki, işçiler örgütlendiğinde her şeyi değiştirebilir. Yeter ki farkına varsınlar: Patronların karşısında yalnız değiller, çünkü aynı dert tüm sektörlerde yankılanıyor. 


Bugün enerji işçileri grevde, dün metal işçileri direniyordu, yarın madenciler ayakta olacak. Sermayenin “bireysel mücadele” hikayelerine kanmadıkları sürece, işçiler kazanacaktır.


AKP’nin yaratmaya çalıştığı düzen basit: Patronları büyüt, işçiyi küçült. Özelleştirmelerle Kazancı Holding gibi şirketleri zenginleştir, faturaları halkın sırtına yükle. 


Elektrik gibi temel bir ihtiyaç, şirketlerin kâr hırsına bırakılırken, işçiler en düşük maliyetle en fazla üretimi yapmak zorunda bırakılıyor.


Ama unuttukları bir şey var: Elektriği üreten işçidir, ampulü yakan işçidir, şehirleri aydınlatan işçidir. Eğer işçi ışığı keserse, ülkenin karanlığa gömüleceğini de en iyi onlar bilir.


Şimdi mesele şu: İşçiler düğmeye basacak mı, yoksa ampul patronların elinde mi kalacak? Çünkü bu kavga sadece elektrik hatlarında değil, bu kavga yaşamın her alanında… Ve sonuç işçilerin ellerinde!


Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**