**"Diploma Düzeni: 3 Günde Rektör, 6 Ayda Profesör!"**

 **"Diploma Düzeni: 3 Günde Rektör, 6 Ayda Profesör!"**


Eskiden bir akademisyenin profesör olabilmesi yıllar sürerdi. Bilimsel çalışmalar yapar, uluslararası dergilerde makaleler yayımlar, öğrenciler yetiştirirdi. Profesörlük, bedeli ağır ama onurlu bir yolculuktu.


 Şimdiyse her şey hızlandı. Artık akademik kariyer bir maraton değil, bir sprint! Eğer doğru kişilerle oturup kalkıyorsan, doğru tarikata selam duruyorsan, birkaç ayda profesör, birkaç günde rektör bile olabilirsin!


Üstelik bunun için Boğaziçi, ODTÜ, İstanbul Üniversitesi gibi köklü okullardan mezun olman da gerekmiyor. 


Çünkü yeni Türkiye, akademik başarıyı Balkanlar'da keşfetti! Kosova, Makedonya, Arnavutluk’ta açılan “akademik mucizeler diyarı” sayesinde, bir zamanlar ders kitaplarını bile doğru dürüst açmamış tipler, birkaç yıl içinde Türkiye’ye "saygın" üniversitelerin mezunu olarak dönüyor. 


Amaç belli: Önce bir yerden diploma almak, sonra memlekette transfer olup en iyi yerlere yerleşmek.


Tabii, bir de bu üniversiteleri kimlerin kurduğunu unutmayalım. FETÖ yıllarca "altın nesil" yetiştiriyoruz diye bu akademik fabrikaları kurarken, devletin tüm kapıları sonuna kadar açılmıştı.


 Denklikler verildi, okullara teşvikler yağdırıldı, siyasetin "yurt dışı eğitim" mottosuyla bu üniversiteler cazip hale getirildi. Ama ne zaman ki işler ters döndü, bir sabah aynı okullar "hain akademileri" oldu, diplomalar şüpheli ilan edildi.


Peki, sonuç ne oldu? Hain ilan edilen okulların binalarına el konuldu, isimleri değiştirildi, ama sistem olduğu gibi devam etti. Şimdi aynı düzen, “yerli ve milli” kılıfıyla işletiliyor. Yani artık FETÖ değil, “bizimkiler” kazanıyor.


Ama asıl komedi şu ki, bugün televizyon kanallarında bu düzene yıllarca para akıtanlar, çıkıp "Bu okullarda okuyan vatan hainidir!" diye nutuk atıyor. Hatta utanmadan, bu sistemin en büyük destekçileri, muhalifleri bu mesele üzerinden suçlamaya kalkıyor!


Sistem sadece diploma üretmekle de kalmadı, aynı zamanda akademik unvanları da hızlandırılmış kursa çevirdi. Eskiden akademik birikimi olmayan biri rektör olabilir mi diye düşünülürdü. Şimdi akademik geçmişi olmayan rektörlerimiz var!


Nasıl mı? Çok basit:


Önce doğru tarikata, cemaate ya da partiye bağlı oluyorsun.


Sonra bir gece ansızın profesörlük onayı alıyorsun. Ne yayın ne araştırma ne bilimsel katkı gerek!


Ertesi gün bir bakıyorsun, rektörlük makamına oturmuşsun!


Bilim mi? Boş verin bilimi, o sadece süs olsun. Üniversiteler artık bilim üretmek için değil, ticaret yapmak için var. Üniversiteler “fakülte açıyoruz” diye bölündü, yeni kadrolar yaratıldı. Kadro kimler için mi? Elbette "bizimkiler" için.


Balkanlar’daki üniversitelerden diploma toplayanlar, “yerli ve milli” akademisyenlerimiz oldu. Hiçbir bilimsel yayını olmayan, uluslararası dergilerde adı geçmeyen isimler profesörlük unvanlarıyla akademiye çöreklendi. İşi bilen, gerçek akademisyenler ise kapı dışarı edildi. 


Eğitim sisteminin bu hale gelmesinin en büyük sebebi belli: Bilimi dışlayıp gerici üniversiteler yaratmak! Akademi artık bilim için değil, ideoloji için var. Tarikatlar, cemaatler kendi üniversitelerini kuruyor. Tıp fakültelerinde "manevi şifa" öğretiliyor, ekonomi derslerinde "cihat ekonomisi" anlatılıyor.


Ama bilimle uğraşan üniversiteler, Boğaziçi gibi uluslararası prestiji olan okullar ne mi oluyor? Onlara kayyum atanıyor. Çünkü bu düzenin en büyük düşmanı bilim. O yüzden bilim üreten herkes ya susturuluyor ya da tasfiye ediliyor.


Ve bütün bunların ardından, hiçbir şey olmamış gibi “Üniversitelerimiz geriledi, akademik kalite düştü” diye ahkam kesiyorlar!


Sonuç: Akademik Düzeni Kim Yıktı?


Bugün memlekette diploma meselesi tartışılıyor. Kim hangi üniversiteden mezun, hangi diplomalar sahte, hangi rektör bilim insanı mı yoksa bir partinin kadrolu memuru mu? Ama asıl sorular sorulmuyor:


Bütün bu akademik çöplüğü kim yarattı?


Üniversiteleri ticarethaneye kim çevirdi?


Bilim üretmek yerine tarikatçılığı, cemaatçiliği kim destekledi?


Bize yandaş televizyonlardan sahte bir ahlak dersi vermeye çalışanlar, aslında bu çarkın en büyük dişlileri. Çünkü onlar için önemli olan bilim değil, düzenlerini korumak!


Bu yüzden yeni Türkiye’nin akademik mottosu belli:

"Bilgi değil, ilişki güçtür!"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**