** "Çalınan Hayatlar ve Tecno-Feodalizm: Kapitalizmin Nihai Felaketi" **

 ** "Çalınan Hayatlar ve Tecno-Feodalizm: Kapitalizmin Nihai Felaketi" **


Düşünün ki bir dünyada yaşıyoruz, servetin ezici çoğunluğu küçücük bir azınlığın elinde. Gökyüzüne yükselen plazalarda, göl manzaralı malikânelerde, israfın ve gösterişin mabedinde hüküm sürenler; diğer yanda ise açlık sınırında, borç içinde kıvranan milyonlar... 


Evet, bu yeni değil. Ama şimdi yaşadığımız şey, Marx’ın zamanındaki kapitalizmden bile daha vahşi: Adı tecno-feodalizm.


Sermaye artık sadece üretim araçlarını değil, insanın hayatını, emeğini, nefesini dahi kontrol ediyor. 


Kredi kartları, bankalar, tüketici kredileri… İnsanlar kendi geleceklerini ipotek ettirerek bugünü yaşıyorlar. Ellerinde kalan son şeyler de icra yoluyla alınıyor.


 Kapitalizm artık yalnızca üretimden değil, borçlandırma ve finansal manipülasyon üzerinden de artı-değer sömürüyor.


Bu düzen, adaletin ve hukukun yalnızca mülk sahiplerini koruduğu bir yapıya dönüştü. Düşünceye tahammülsüzlük, hukuku silah olarak kullanma, muhalefeti ezme… 


Bunların hepsi burjuvazinin çıkarlarını koruma içgüdüsünden başka bir şey değil. Ama kendi burjuvazisi ile de kavgalı duruma düşmüş sınıf içi kavgalsrının da olduğu bir sistem. 


Kapitalizm, artık kendisini reformlarla ayakta tutamayacak kadar çürüdü.


Bir yanda asgari ücretin açlık sınırının altında bırakıldığı, kira fiyatlarının maaşlarla yarıştığı bir sistem… Ortalama gelir 40 bin, ortalama kira 20 bin.


 İnsanlar nasıl yaşayacak? Yanıt basit: Yaşamayacaklar! Onlar için ömür, sermayenin çarklarını döndürmek için hızla tükenen bir tüketim nesnesi. Yaşam artık bir hak değil, satın alınabilir bir ayrıcalık. 


Kadınlar, bu sömürü düzeninde iki kat eziliyor: Hem ekonomik hem de toplumsal olarak. Üretim süreçlerinde en ucuz iş gücü olarak kullanılıyor, ev içi emekleri görünmez kılınıyor ve en temel hakları bile sürekli tehdit altında tutuluyor. 


Kapitalizm, patriarka ile ittifak halinde; çünkü kadın emeğinin ücretsiz olması, sistemin devamlılığı için hayati.


Bu düzen sürdürülemez. Artık en temel gıda ürünlerine erişimin lüks olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Gıda üretiminde söz sahibi olan bir coğrafyanın insanları aç kalıyorsa, bunun adı sınıfsal kıyımdır.


 Barınma krizi, borç kıskacı, emeğin değersizleşmesi… Bunların hiçbiri kader değil, kapitalist üretim ilişkilerinin kaçınılmaz sonuçlarıdır.


Marx’ın dediği gibi: "Kapitalizm, mezar kazıcılarını kendi içinde yetiştirir." İşçi sınıfı ve emekçiler bu düzenin sürdürülemez olduğunu her geçen gün daha net görüyor. 


Ya hakça bölüşüm için mücadele edecek, ya da karanlığa teslim olacaklar. Ama tarih, direnenlerin kazandığını çok kez gösterdi.


Direnmekten daha çok mücadele etmek. Hemde hep birlikte. 


Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbşrimiz!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

**"Hırsız Kim? Kod 46 ve Sınıf Kavgasının Gerçek Faili"**

**“Sol Yumruk, Sağ Elin Şiddetini Temize Çekemez!”**

**"Dua Karnını Doyuruyor mu, Katmer?"**